eDergi Yayınlamak Artık Çok Kolay

İnsanın fikirlerini, bilgilerini, görüşlerini, tecrübelerini başkaları ile paylaşması gayet doğal bir olgudur. Bu paylaşım sözlü-yazılı, basılı-elektronik olabilir. Paylaşımda, partnere-okuyucuya yarar sağlanıyorsa, tabiiki okuyucu kitlesi oluşacaktır. Bu kitle sosyal, bilimsel, ticari olabilir. Paylaşımın belirli düzeyde olması arzulanır. Günümüzde bilgisayar ortamı bu amaca çok uygun görünmektedir. O nedenle elektronik dergicilik alabildiğine yaygınlaşmıştır. Buna rağmen standart bir bilgisayar kullanıcısının, ücret ödemeden elektronik bir dergi çıkartması pek kolay bir iş gibi görünmemektedir.

Bir serbest yazar veya bir blog yazarı olarak yazılarınızı maille hedef kitleye ulaştırabilirsiniz. Fakat dergi seviyesinde yayın yapabilmek için, içeriğin belirli bir seviyede olması, yani hedef kitlesini-okuyucuyu doyurucu olması gerekir. Hazırlanacak içerik için para, eleman, emek ve zamana ihtiyaç duyulacaktır. Biz şimdilik tek kişilik bir kadro ile tek konuda bir dergi yayınlamak için yola çıkalım. Konumuza odaklı haberler, bildiriler, duyurular ve yayınlarla bizi destekleyen ve kendi yazılarımızı da içinde bulunduran haftalık bir elektronik dergiyi ele alalım.

Bu konuda gerek amatör ve gerekse profesyoneller için hizmet veren bir platformdan yararlanabiliriz: “Paper.li”. Şimdilik İngilizce hizmet veren bu servisçe profesyonel kategoride yayınlanan, “Zein Marketing” firmasının günlük haber dergisinin kapağına bir göz atalım (http://zeinmarketingdaily.co.uk/#/). Haberler, Teknoloji, Bilim, Politika, Çevre, Dünya gibi sütun başlıkları ve sosyal medya bağlantıları ile mükemmel bir dergi örneği:

Şimdi de Paper.li’nin ücretsiz versiyonundan yararlanarak tarafımdan çıkartılan “The Plant Breeding Weekly“ (https://paper.li/e-1578347400#/ ) dergisinin kapağına bir göz atalım: O haftaki sayıda:

https://www.geneticliteracyproject.org/2016/03/07/future-crop-biotechnology-brazil-china-bric-nations/” linkinde tarafımdan yayınlanan “BRIC Ülkelerinde Agrobiyoteknoloji Atağı” başlığı ile, Geneticliteracyproject dergisinde çıkan makale duyurumla birlikte, o hafta bitki ıslahında çıkan İngilizce makale, haber, duyurulardan derlenen onlarca konuyu karşınızda buluyorsunuz. Bu, amacınıza göre ticari, bilimsel, sosyal amaçlı bir güncel bilgi avcılığı ve avı demektir. İşte eDergiciliğin belki de en etkili tarafı da bu olsa gerek: Branşınızla ilgili, o hafta yayınlanan en çarpıcılarını tanesini ekranınızda izleyebilmek. Paper.li sistemi, başlığının kapsadığı, yani hedef kitlenizin ilgi alanındaki tüm içeriklerden seçilen öncelikli önemdeki yazıları derginizde görüntülemektedir. Bunlar, sosyal medya ve weblerden sağlanan veri tabanı, sosyal sinyal değerlendirilmesi dahil, son teknolojiler kullanılarak derlenmiştir.

Yukarıda sözü edilen kendi makalenizin dergiye eklenmesi için bazı koşullar var. Makalenizin bir portalda yayınlanmış olması gerekli. https://tr.wordpress.com/ ve benzeri destek kaynaklarıyla, ücretsiz olarak oluşturacağınız WEB siteleri size gerekli linkleri sağlayacaktır. Ancak o linkle kendi yazınızı Paper.li derginize ekleyebiliyorsunuz. Derginin oluşturulmasındaki detaylar her aşamada karşınıza çıkıyor. Yardım seçenekleri ile!

Arşiv seçenekleri yanında dergi toplanan haber-makaleleri kategorilerine göre sütunlarda sıralamaktadır. Bir eDerginin artlarını izlemek için 13.01.2020 tarihli “The Plant Breeding Weekly“nin Bilim (Science) sütunlarında toplanan elektronik yayınların listesinden bazılarına bir göz atalım:

1. Kenevir ıslahında kısa yol yok;

3. Brezilya, Çin ve diğer BRIC ülkelerinde bitkisel biyoteknolojinin geleceği;

4. Yeni ıslah teknikleri ile iklim değişikliğinin etkisi azaltılabilir;

5. Çeltiği İklim Değişikliğine Hazırlamak;

7. 2020 Bitki Genetiğinde 2020 Yılında Neler İzleyeceğiz?;

8. Geleceğin Gıdaları: Yapay Zeka İle Kuraklığa Dayanıklılık Nasıl Artırabilir.

Bitki ıslahı ile ilgili böylesine güncel ve böylesine çarpıcı uluslar arası bilgilere ulaşmak ancak bu tip bir eDergi ile olası. Genç bilim adamlarına bu tip fırsatlar sağlayan sistemi denemeleri hararetle önerilir.

Nazimi Açıkgöz

Not: Tarımsal biyoteknoloji ile ilgilenenler için: “The Agricultural Biotechnology Weekly”,  https://paper.li/e-1435710000#/ 

NASIL OLUYOR DA TRANSGENİK BİTKİLERİN EKİM ALANLARI HER YIL ARTIYOR

1996 yılında devreye giren transgenik bitkiler (GDO’lu ürünler) tarım sektörünce olumlu karşılanırken, birçok sivil toplum kuruluşunca, üretim ve tüketimleri ile ilgili olarak adeta savaş açılmıştır. Bu durum, devlet politikalarına da yansımış ve bazı ülke çiftçilerinin, GDO’lu çeşitlerle sağlanan artılardan, “neden kendilerinin yararlanamadığı” sorgulamaları başlamıştır. Nitekim İtalya çiftçileri, İspanya’daki meslektaşlarının sap koçan kurduna dayanıklı mısır çeşitlerini ekerek verim kayıpları yaşamamalarını örnek göstererek, transgenik mısır çeşitlerinin ekimi için talepte bulunmaktadır. Peki, nedir bu GDO’lu ürünleri cazip kılan ögeler?

2016 yılı verilerine göre GDO’lu bitkilerinin ekim alanları 185 milyon hektara ulaşmıştır[1]. Bu da 1,15 milyar hektarlık her yıl ekilen dünya tarım topraklarının %16’sını oluşturmaktadır. Bu ara tescilli transgenik tür sayısı 30’lara, transgenik ürün eken ülke sayısı da 26’ya ulaşmıştır. Hatta Avrupa’da da GDO’lu mısır tarımı yapan ülke sayısı dördü bulmuştur. Hâlbuki başta AB ülkeleri olmak üzere, birçok ülke transgenik bitkilerin ekimine karşı çıkmaktadır.

Diğer taraftan GDO’lu ürünlerle ilgili olarak hazırlanan yüzlerce raporda olayın ekonomik yararları saptanırken, sağlık ve çevre ile ilgili olumsuzluğa rastlanmadığı dile getirilmektedir. Nitekim ABD Kongresi GDO’lu gıdaların güvenilirliği ile ilgili olarak kaynak oluşturmak amacıyla 2016 yılında Ulusal Bilim Akademisini görevlendirmiş ve Akademi de yüzlerce uzmana bir  rapor hazırlatmıştır. Bu raporda bazı çarpıcı noktalar öne çıkmıştır:

  • GDO ürünlerinin tüketilmesi güvenlidir;
  • GDO’lu bitkiler, verimi artırmaz, fakat ürünün zararlı ve yabancı otlardan korumasına yardımcı olur;
  • Zararlılara ve yabancı ot ilaçlarına dayanıklı bitkilerle ilaç kullanımını azalmıştır;
  • GDO’lu ürünlerin yabani akrabalarla melezlenme tehlikesi bulunmamaktadır;
  • Bireysel sonuçlar farklı olmakla birlikte, çiftçilere ekonomik faydası vardır.

İşte, verim kayıplarının önlenmesi, ilaç tüketimindeki azalmalar, yüksek tohum fiyatlarına rağmen transgenik bitkilerin ekim alanlarının her yıl artışının ana nedeni olsa gerek.

Bir transgenik çeşidin üreticiye ulaşıncaya kadarki masrafı, 130 milyon doları bulmaktadır. Buna rağmen 2016 yılında dünya çapında üç çeşit patates, bir çeşit elma, iki çeşit pamuk, dört çeşit mısır, altı çeşit kolza ve bir çeşit soya fasulyesi tescil edilmiştir. Bu çeşitler, hem zararlılara dayanıklı ve hem de yüksek yağ kalitesi gibi çoklu hedeflere hizmet vermektedirler. Günümüz transgenik tohum piyasasındaki uluslararası firmaların yakın gelecekte tescil ettirecekleri çeşitlerin tür, hedef ve aday sayıları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

 

Ürün Hedef 2-3 yıl içinde 5-6 yıl içinde
Mısır Zararlılara, yabancı ot ilacı ve kurağa dayanıklılık 12 8
Soya Hastalıklara, zararlılara, nematodlara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık, yağ kalitesini yükseltmek 12 12
Kolza Hastalıklara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık, yağ kalitesini yükseltmek 2 8
Pamuk Zararlılara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık 3 5
Çeltik Zararlılara dayanıklılık 1  

 

 

Çok uluslu bu firmaların yanında, birçok devlet de, kamusal kurumları ile kendi ekonomileri için yoğun araştırmalara başlamıştır. Ve ilk başarılı sonuç Brezilya’dan gelmiştir: Sap kurduna dayanıklı ilk transgenik şekerkamışı çeşidi 2017 yılında tescil edilmiştir. Bunu Avustralya’nın muz ve buğdayı, Yeni Zelenda’nın ryegrassı, Birleşik Krallığın buğday, patates ve camelinası, Malavi’nin muzu, Hindistan’ın şekerkamışı, nohut, hardal ve patlıcanı, Filipin’lerin çeltiği ve UGANDA’nın patatesi takip edecektir (https://croplife.org  /?s=pipeline)

 

Asıl sorun dünya tohumluk ticaretinde! Dünya tohum pazarı 1985’ten bugüne üç kat arttı. Söz konusu pazarın çiftçinin kullandığı tohumla birlikte 2022 yılında 113 milyar dolara çıkacağı beklenmektedir. 2016 yılı verilerine göre küresel ticari tohum piyasası (çiftçinin kullandığı tohum hariç) 45 milyar dolardı. Bunun %35’i transgenik tohumdu. Fakat son beş yılda transgenik tohum satışı yıllık %22 artarken, klasik tohum satışlarında ancak %5 artış gözlenmiştir. Bu durumda, AB ülkeleri gibi transgenik tohum piyasalarında olmayan ülkelerin 2022’nin o yüksek meblağlarından nasiplenme oranı sınırlı kalacaktır. O zaman, ülke yöneticilerinin yarınlarını garantiye almak için, şimdiden gerekli adımları  atmaları beklenir.

Nazimi Açıkgöz

[1] http://www.isaaa.org

 

GDO’LU ÜRÜNLERE NEDEN HALA İZİN VERİLİYOR!

Son günlerde Biyogüvenlik Kurulunun, genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO, transgenik – biyotek ürünler) 8 genotipe ithalat için izin vermesi üzerine, medyada bilimsel olmaktan uzak başlıklar dolaşmaya başladı. Yazılı ve sanal ortamları “GDO’lu ürünlere izin çıktı”, “Türkiye GDO’lu ithal yemlerin işgali altında!”, “GDO iznine manidar et fiyatı savunması!”, “Bakanlık GDO’yu savunamadı” gibi olaya tek yönlü bakan, dünyadaki bilimsel, tarımsal ve ekonomik gelişmeleri takip etme fırsatı olmayan, sansasyonel haberlerle prim yapmak isteyen kesimlerin sloganları kapladı. Ne yazık ki, olayın diğer boyutuGDOÜRETİCİLERİ2nu bilmek isteyenlerin ulaşacağı herhangi bir habere, makaleye, bloğa, analize ulaşmak hiç de kolay değil. Gelin madalyonun diğer yüzüne bir göz atalım:

  • Dünyada GDOlu ürünlerde son gelişmeler:

182 milyon hektar ekilişe sahip biyoteknolojik kültür bitkileri dünyada ekim yapılan alanların %12’sine ulaşmıştır. 28 ülkede ekilen 8 ürün 1996’dan 2013 yılına kadar 133 milyar US$’lık bir artı değer sağlamıştır. Bu, üretim masraflarını düşürerek ve birim alandan kaldırılan fazla üretimle gerçekleşmiştir. Pamukta bir sezonda onlarca ilaçlama yerine birkaç ilaçlama; bir yılda buğday hasadını takiben yılın ikinci yarısında soya tarımına olanak verme gibi artılar sağlanmıştır. Bu nedenlerle transgenik ürünlerin maliyeti ve satışları, GDO’suz ürünlere oranla ortalama %30 daha ucuzdur.

  • AB ve Türkiye neden GDO’lu ürün ithal etmek zorundadırlar?

Hayvancılıkla ilgili kısa bilgi: Ahır hayvancılığında saman gibi kaba yem dışında, özellikle protein içerikli kesif yem kullanılmaktadır. Her ülke, yem hammaddesini, ülke içinden veya dışından besicisine sunmak durumundadır. Yani, ülkede yeterince kesif yem üretilemiyorsa, piyasa koşullarına göre hammadde ithal etmek zorundadır. Türkiye ve bazı AB ülkeleri, gereksinimlerini %80’e varabilen oranda, ağırlıklı olarak soya ürünleri ithal ederek kapatmaktadır. Soya ihracatçısı ülkelerin soya üretimleri %90’nın üstünde GDO’ludur. Yukarıdaki çizelgeden de anlaşılabileceği gibi, 2014 yılı itibarı ile Brezilya’da toplam soya ekiminin %92’i, ABD’de %93’i, Paraguay’da %95’i ve Arjantin’de %100’ü transgeniktir (Bakınız:Dünya Soya Pazarı’nda GDO’lu–GDO’suz Savaşları). Ayrıca bu ürünlerin ucuzluğu nedeniyle -rekabet koşulları gereği- birçok ülke GDO’lu ürün ithal etmek durumundadırlar.

  •  GDO’lu ürünler sağlık açısından gerçekten riskli mi?

ABD Ulusal Bilim Akademisi ve AB ülkelerinden bilim adamlarının yaptığı son yayınlar, EFSA (AB Gıda Güvenliği Yetkili Birimi) de, GDO’lu gıdaların “geleneksel gıdalar kadar güvenli” olduğunu belirtilmiştir. GDO’lu gıdaların güvenliği konusunda gerçek anlamda bir bilimsel ihtilaf yoktur.  Bir zamanların çevre eylemcisi yazar Mark Lynas[1] “On yıllık GDO araştırmalarımda tek bir soruna rastlamadım” itirafı, birçok müphem soruya açıklık getirmektedir[2].

  •  GDO’lu ürünler ve çevre:

Biyotek ürünlerin, yarattığı ekonomik artı maliyetlerinin düşürülmesi ve verim artışı ile gerçekleştirilmiştir. Daha az böcek ilacı kullanılmasıyla 28 milyon ton CO2 salınımı engellenmiştir ki bu, her yıl 12 milyon daha az aracın trafiğe çıkması demektir. Diğer taraftan, küresel ısınmada etken metan gazı salınımında %15 sorumlu olan çeltik tarımında biyoteknoloji, büyük bir gelişme sağlamıştır. Kısa zamanda tescili beklenmeyen yeni transgenik çeltik genotipleri metan salınımını adeta sıfırlamaktadır. Yüksek verimi ile GDO’lu ürünler, kısıtlı su ve enerji kaynaklarını, gübre, ilaç ve emeği etkin kullanmaktadır. Bütün bunlar, söz konusu ürünlerin çevreye katkısını sergilemektedir.

  • Transgenikler bazı nedenlerle kaçınılmaz mı?

İlginçtir, bazı tarımsal sorunların çözümünde klasik bitki ıslahı yetersiz kalmaktadır. Çünkü bazı türlerde tür içi gen kaynakları amaca destek verecek genlere sahip olmayabilmektedir. Nitekim onlarca yıllık araştırmaya rağmen, narinciye bölgesi Florida’da büyük tahribat yapan  “Turunçgil yeşillenme hastalığına” dayanıklı bir genotip geliştiremezken, yalnız söz konusu hastalığın ötesinde  “bakteriyel kanser ve yaprak lekesi hastalığına” da dayanıklı transgenik hatlar geliştirilmiştir. Kestane kanserine dayanıklı genotiplerde ise yabancı gen ise buğdaydan gelmektedir.

  • Yarınlarda hangi transgenik bitkileri marketlerde göreceğiz?

Son yıllarda, yalnız gıda yeterliliği için değil, çiftçisinin rekabetini düşünen ülkeler, kamusal desteklerle bitki ıslahına yatırım yaparken, tohum sektöründe pazar paylarını artırmak isteyen özel sektör de, yeni genotipleri geliştirme çabalarına hız vermiştir. Doğal olarak araştırmalar, yeni ve gelecek beklentisi yüksek konulara odaklanmıştır. Dünyada tescil için başvuruları yapılan bitkilerin listesine bir göz attığımızda[3], birçok farklı bitkide, verim dışında, lignin-protein-karbonhidrat-nikotin içerikleri değişmiş, meyve – çiçek renk alternatiflerinin pazarlarda görmek üzere olduğumuz kesin!  Örneğin:

*Yılda 5 metre boy atan okaliptüsler;

*Böceğe dayanıklı kavaklar;

*Virüse dayanıklı erikler;

*Hastalıklara dayanıklı kestane genotipleri gibi…

  • Her GDO’lu ürüne evet diyebilir miyiz?

GDO’lu ürünlerin serbest üretim ve ticareti yasalarla yürütülmektedir. Ülkeler sağlık, çevre açısından bilimsel tedbirleri almadığı müddetçe, taransgenik bitkilerin tarımı, serbest bırakılmamalıdır. Türkiye’de transgenik buğday örneğinde olduğu gibi[4].

Nazimi Açıkgöz

[1] The God Species: Saving the Planet in the Age of Humans, kitabının yazarı
[2] http://blog.milliyet.com.tr/gdo-lar-saglik-acisindan-gercekten-riskli-mi-/Bi log/?BlogNo=354029
[3] http://www.isaaa.org/gmapprovaldatabase/default.asp
[4] Açıkgöz N. 2013.TRANSGENİK BUĞDAYA TÜRKİYE’NİN YAKLAŞIMI NE OLMALIDIR?https://nacikgoz.wordpress.com/2013/04/
%d blogcu bunu beğendi: