Türkiye Buğday 2019 Yıllığı

Toplumumuz, en fazla tükettiğimiz gıda maddesi olan buğday konusunda ne yazık ki hiç de sağlıklı bilgilendirilmemektedir. Bazı sivil toplum örgüt (STK) mensupları, konuları dışında olmasına rağmen, buğdayla ilgili sağlıksız bilgilerle vatandaşı adeta yanıltmaktadırlar. Hiç ilgisi olmamasına rağmen buğdayı GDO ile ilişkilendirilmeye kalkan profesöre,  işin aslını bilmeden, on yıllık toplam 50 milyon ton ithalat rakamını vererek, buğdayda dışa bağımlılığımızı kanıtlamaya çalışan STK temsilcisine rastlamaktayız. Hemen belirtelim: Türkiye yaptığı un ve makarna ihracatı için dâhilde işlem rejimi[1] çerçevesinde gerçekten her yıl 5 milyon ton civarında ekmeklik ve makarnalık buğday ithal etmektedir. 2002 yılından günümüze 15 milyar ₺’lik buğday ithalatına karşın, 27 milyar ₺’lik un-makarna gibi ürün ihracatı ile 12 milyar ₺ katma değer sağlanırken, un-makarna ihracatında Türkiye ilk sıralara yükselmiştir. Unutmamak gerekir ki, bazı yıllar 21 milyon tonu aşan üretimimiz, 18 milyon tonluk yıllık buğday tüketimimizin, devamlı üstünde kalmaktadır. Türkiye de 1960’larda 10 milyon hektar olan buğday ekim alanını daraltırken, üretimini birim alandan sağlanan daha yüksek verimle kapatmıştır. Ülkemizde buğday verimi, 2018 verilerine göre, 250 kg/da ile dünya buğday verim ortalaması civarındadır. 2018 yılında Türkiye 7,6 milyon hektar alanda 19 milyon ton buğday üretmiştir.

1960’larda 110 kg/da olan dünya buğday veriminin, 2010’larda 280 kg/da’a çıktığı bilinmektedir. Bu rakamın artan nüfus ve iklim değişiklikleri nedeniyle 2050’lere doğru 380 kg/da’a çıkartılması zorunlu görünüyor. Özellikle 2050 yıllarında, her yıl bir milyar tonluk tüketimi tahmin edilen bu ürünün (grafik!), gereksinimini karşılamak için, her yıl %2 daha fazla ürün kaldırılması zorunlu görünüyor. Bu amaçla ülkeler, öncelikle birim alandan alınan ürünü artırmak için adeta yarışmaktadırlar. Nitekim Birleşik Krallık 2020’lerde dekara 2 ton verimi hedef olarak belirlemiştir[2]. Aynı ülkede 2015 yılında 1,65 ton/da ile yeni dünya rekoru kırılmıştır. Yani bitki olarak buğday, yüksek verim potansiyeline sahiptir. Uygun çeşit ve uygun ekolojilerde bu verimler artırılabilir. Nitekim ülkemizde de bazı bölgelerde sulu koşullarda 1000 kg/da üzerinde verimin elde edildiği yıllar olmuştur. 

2019 yılında buğdayın ana sorunu doların artışıdır. DAP (kompoze gübre) fiyatının 2017 yılında tonu 1,650 ₺ iken, 2018 yılında 3,355 ₺’ye çıkması her şeyi açıklıyor. İlacı da aynı paralelde değerlendirecek olursak, 2019 yılının buğday çiftçisi için hiç de kolay bir yıl olmayacağı anlaşılır. Bu aşamada devlet desteklerine bir göz atarsak, olayın pek iç açıcı olmadığı ortaya çıkacaktır. Çünkü sekiz yılda 4,5 kez artan dolara karşın, devlet desteklerinde pek de büyük bir değişiklik olmamıştır (Tablo!). Hâlbuki gübre, ilaç ve mazot gibi girdilerin fiyatları, dövize bağlı olarak sürekli artış göstermişlerdir.  Gerçi Toprak Mahsulleri Ofisi, bu yıl için alım fiyatlarında %25-30’luk bir artıştan, Tarım ve Orman Bakanlığı da primde %100’lük bir artıştan söz etmektedir. Şu günlerde gübre ve ilaç beklemekte olan buğday tarlalarımıza, gerekli özenin gösterilip, gösterilmediği, ancak hasat sonunda, dekara ortalama verim belli olduğunda anlaşılabilecektir.        

Yıl Tohum (₺/ha) Prim (₺/ton) Toprak a. (₺/ha) Yakıt (₺/ha) Gübre (₺/ha)
2010 50 50 25 32,5 42,5
2018 85 50 8 170,3 40

Gıda sektöründe hammadde olarak en çok kullanılan buğday, binlerce fabrika ile Türk sanayisindeki öncü yerini korumaktadır. 2019 verilerine göre, 640 un, 28 makarna, 103 bulgur, 32 bisküvi ve 13 irmik, toplam 816 fabrikası ile buğday, yalnız ülkemizde değil, yurt dışında da karınları doyurmaktadır. Rusya, Ukrayna gibi buğday üretici ülkelere yakınlığı ve dolayısı ile nakliye avantajından yararlanan Türkiye, 100’e yakın ülkeye un, makarna gibi buğday yan ürünleri ihraç etmektedir. 2016 yılı dünya 12 milyon tonluk un ticaretinin %30’unu gerçekleştiren Türk ihracatçıları, sıralamada ilk basamaktaki yerlerini almışlardır. 2017/2018 sezonunda 3,3 milyon tonu un ve 1,1 milyon tonu makarna olmak üzere toplam 6,2 milyon ton buğday yan ürünü ihraç etmiştir. Un sanayisinden geriye kalan kepek de, yem fabrikaları için hammadde olarak değerlendirilmektedir. Bütün bu avantajlarla, Türk un ihracatçısının dünya pazarındaki rekabet gücü sürdürebilir görünümdedir.  

Buğdayla ilgili bu güncel haberlerden söz ederken, buğday tohumculuğuna değinmemek olmazdı. Hemen belirtelim, genç tohumculuk firmaları yurt içi-yurt dışı çeşitleri ile Türk çiftçisinin sertifikalı tohum gereksinimini karşılamaktadırlar. Ne var ki yurt dışı kaynaklı çeşitler için ıslahçı hakkı (royalite) ödemesi söz konusu ve bu gelecekte hibrit çeşitlere ödenen meblağa ulaşabilir (hibrit domates tohumuna ödenen yıllık döviz 30-50 milyar US$ civarında!). O nedenle Türkiye, başta buğday olmak üzere tüm türlerde yerli genotiplerini geliştirmek zorundadır. Buğdayın ıslah hedefleri oldukça geniştir. Sulu-kuru, sahil-geçit, ekmeklik-makarnalık-bulgurluk-baklavalık-glutensiz, yazlık-kışlık, hastalık-zararlı-kurağa dayanıklılık gibi seçeneklerle Türkiye, her yıl çok sayıda yeni çeşide gereksinim duymaktadır. Ülkemizde buğday ıslahçısının ihtiyaç duyduğu genleri sağlayacak Avrupa’da olduğu gibi bir ticari gen-genotip geliştirme şirketinin de bulunmamasından kaynaklanan boşluk, ACİLEN doldurulmak zorundadır. Bazı ülkelerde bu konuda bakın neler yapıyor: Pakistan bir gen satın almış, ücretsiz olarak tüm ulusal pamuk tohumcusu kuruluşlarının kullanımına sunmuştur. Brezilya bir uluslararası firmaya, yalnız ülkesinde kullanılmak üzere bir çeşit sipariş etmiştir. Kanada’da tohumculuk ticareti için pek albenisi olmayan “yemlik buğday” çeşit geliştirme işi “üretici-tohumcu-kamunun” oluşturduğu bir kooperatifle çözümlenmiştir.

Türkiye ihtiyaç duyulan tüm çeşitleri geliştirecek potansiyele sahiptir. Yalnız bu konuda kamu araştırma kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörü bir araya getirecek kurumlar yalnız buğdayda değil, daha birçok türde tohumluk sorununu çözümleyebilirler. TARIMDA MILLI BIRLIK PROJESI çerçevesinde bu konuda ilk akla şu stratejik organizasyonlar gelebilir:

-Tüm buğday paydaşlarını bir çatı altında toplayan AR-GE odaklı bir “Türkiye Buğday Konseyi”;

-Kamu, üniversite ve özel sektörün bir çatı altında toplandığı, Brezilya’nın EMPREPA[3] benzer bir “Türkiye Tarımsal Araştırma Konseyi”.

Nazimi Açıkgöz



[1] Dâhilde İşleme Rejimi, iİhraç edilecek ürünleri üretmek için gerekli olan ve yurt dışından ithal edilen, ithali gümrük vergisine tabi girdilere gümrük muafiyeti getiren bir ihracatı teşvik sistemidir.

[2] http://blog.milliyet.com.tr/dunya-bugday-verimi-rekora-kosarken/Blog/?BlogNo=531235

[3] http://blog.milliyet.com.tr/brezilya-tariminin-sirri-arge/Blog/?BlogNo=605287

TÜRKİYE’NİN BUĞDAY GERÇEĞİ

Toplumumuzun ana gıda maddelerinin başında gelen buğday, tarım ekonomimizin de başrol oyuncularındandır. Özellikle mamullerinden un, makarna, bulgur ve irmiğin dış ticaretimizdeki çarpıcı durumunun, kamuoyunda yeteri kadar bilindiğini söylenemez. Rusya’dan ithal edilen buğdayın, dâhilde işlem rejimi[1] listesinin dışına çıkarılma konusundaki gelişmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda, olayın detaylı bir biçimde ele alınmasında yarar görülmüştür.BUGDAY TÜKETİMİ

Önce şu konuya bir göz atalım: Bir uluslararası gıda strateji araştırma kuruluşu tarafından ana gıda maddelerinin başında gelen buğday, 2020’lere gelindiğinde, talebi düşen tek ürün olacağı tahmin edilmiştir (2005 de 68,5 kg/yıl/kişi olan dünya buğday tüketiminin, 2023 de 66,2 kg/yıl/kişi ye düşüşü; Grafik),  (Açıkgöz 2013[2]). 1960’larda 110 kg/da olan dünya buğday veriminin, 2010’larda 280 kg/da’a çıktığı bilinmektedir. Bu rakamın artan nüfus ve iklim değişiklikleri nedeniyle 2050’lere doğru 380 kg/da’a çıkartılması zorunlu görünüyor. Aksi takdirde söz konusu yıllarda, o dönemin nüfusunu doyuracak yıllık üretim beklentisi olan 860 milyon tona ulaşmak, olanak dışı görünüyor. Bu amaçla ülkeler, özellikle birim alandan alınan ürünü artırmak için adeta yarışmaktadırlar. Nitekim Birleşik Krallık 2020’lerde dekara 2 ton verimi hedef olarak belirlemiştir[3]. Aynı ülkede 2015 yılında 1,65 ton/da ile yeni dünya rekoru kırılmıştır.

Türkiye de 1960’larda 10 milyon hektar olan buğday ekim alanını 7 milyon hektarlara indirirken, üretimini birim alandan sağlanan verimle kapatmıştır. Ülkemizde buğday verimi, 2013 verilerine göre, 315 kg/da ile dünya buğday verim ortalamasının üzerindedir. 2016 yılında Türkiye 7,8 milyon hektar alanda 17,3 milyon ton buğday üretmiştir ki bu miktar hemen hemen ülke buğday tüketimini (17,6 milyon ton) karşılamaktadır.

O zaman, bazı yıllar 5 milyon tona ulaşan buğday ithalatı ile ilgili kritikler neye dayanmaktadır?

Türkiye, coğrafi olarak kuzeyinde Rusya, Ukrayna gibi buğday üreticisi ülkelerle, güneyinde Irak, Suriye gibi üretimleri yeterli olmayan, fakat Türkler gibi fazla ekmek tüketen ülkelerin arasında, adeta bir bağlantı noktasında bulunmaktadır. Ve bu durumdan ticari olarak yeterince yararlanmaktadır. Türk un ihracatçıları bu pozisyonu daha da öteye taşıyabilmiş ve örneğin un ihracat yelpazesini, başta Uzak Doğu ve Afrika olmak üzere, 100 ülkeye genişletmiştir.  Böylece 2016 yılı Dünya genelinde 12 milyon tonluk un ticaretinin %30’unu gerçekleştirerek, un ihracatçıları listesinde ilk sırayı almışlardır. İhracat kalemlerinde sadece ekmeklik değil, makarnalık, bisküvilik ve diyabetik kategoriler de yer almaktadır. Bu konuda 710 un fabrikası çalışanı, kazancı ile ekonomimize katkı sağlamaktadırlar. Kalan kepek de, yem fabrikaları için ham madde olarak değerlendirilmektedir. Bütün bu avantajlarla, Türk un ihracatçısının dünya pazarındaki rekabet gücü sürdürebilir görünümdedir.

Makarna da Türkiye’nin buğday ürünlerinden ikinci önemli alanıdır. Kişi başına yıllık 8 kg makarna tüketimi 23 makarna fabrikasınca karşılanmaktadır. Kapasite kullanımı %70 civarında olan bu fabrikalar her yıl iki milyon ton makarna üretmektedirler. Bunun 700 bin ton kadarını, aralarında ABD ve Japonya olmak üzere 144 ülkeye ihraç etmektedir. Her ne kadar makarnalık buğday üretiminde 3,5 milyon tonla dünya üçüncüsü ise de, makarnalık buğday da ithal etmektedir. Türkiye’de makarna %100 durum buğdayı ile imal edilir. Afrika’da makarna imalatında ise %30 oranında ekmeklik buğday katılabilmektedir. Bu durumdan yararlanan makarna ihracatçıları 2015 yılından itibaren, dâhilde işleme rejimi çerçevesinde gümrüksüz olarak ithal ettikleri ham madde ile Afrika pazarında etkili olmaya başlamışlardır.  Türkiye’nin Makarna ihracatı 750 bin tonlara ulaşmıştır.

İşlenmiş buğday ürünlerinden bulgur da ihraç kalemleri arasındadır. Başta ABD ve Suudi Arabistan olmak üzere birçok ülkeye yapılan bulgur ihracatı 37 bin ton civarındadır.

İşte bu yelpazede buğday çiftçimize ekmeklik, makarnalık, bisküilik, bulgurluk olarak kullanılmak ve Orta Anadolu, Geçit Kuşağı, Sahil Kuşaklarının, kuru ve sulu koşullarında en iyi performans gösterecek yeni genotipler – çeşitler ıslah etmek zorundayız. Mevcut buğday ıslah kadro ve projeleri ile yelpazenin gerektirdiği çeşitleri zamanında yetiştirmemiz olanaksız görünüyor. Yurt dışı materyale ödenecek royaliteler (ıslahçı hakları) vicdanları sızlatmaktadır. Özellikle, onlarca Ziraat Fakültesine sahip Türkiye, acilen, genotip geliştirmede adeta snıfta kalan üniversiteleri devreye sokacak sistem değişikliğine gitmelidir. Bu amaçla, öncelikle Türk tohumculuğunun üst kuruluşları konuyu gündemlerine almalıdırlar.

Nazimi Açıkgöz

 

[1] Dâhilde İşleme Rejimi, iİhraç edilecek ürünleri üretmek için gerekli olan ve yurt dışından ithal edilen, ithali gümrük vergisine tabi girdilere gümrük muafiyeti getiren bir ihracatı teşvik sistemidir.

[2] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2013/09/

[3] http://blog.milliyet.com.tr/dunya-bugday-verimi-rekora-kosarken/Blog/?BlogNo=531235

 

%d blogcu bunu beğendi: