Yeni Gıda Türleri Genç Girişimcilerle Yola Çıkıyor

Bitkisel et, bitkisel yumurta, etsiz but (tavuk), bitki bazlı peynir, sodyumsuz tuz gibi henüz soframızda görmediğimiz gıda adaylarının bazıları yola çıktı, bazıları ise çıkmak üzere. Tüketiciyi yakından ilgilendiren bu yeniliklerin ana nedeni, salt müteşebbislerin ticari ilgisi değil. Önümüzdeki yıllarda bir milyara ulaşacak olan farklı-lüks tüketime meyilli orta sınıfın yanında, iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği tarımsal üretimlerindeki kısıtlar olabilir. Söz konusu ürünlerden yalnız bitki bazlı ette, 2030 yıllarında 85 milyar US dolarlık ciro beklenmekte[1]

Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsünün (International Food Policy Research Institute (IFPRI)) yayınladığı bir rapora göre 2050’lere doğru, bugün tükettiğimiz gıda miktarının %70 artırılması gerekmektedir. Söz konusu artışın, et için %80 ve tahıl için %52 civarında olması tahminlenmiştir. Bu da günümüzde 260 milyon tonluk dünya et üretiminin 2050’lerde 455 milyon tona çıkarılması gerekeceği anlamına gelir.

Günümüz insanı, çevre konuları ile alabildiğine fazla ilgilenmektedir.  Bu bağlamda tarımın çevreye olumsuz katkısı dile getirilirken, hayvancılık öne çıkarılmaktadır. Dünyanın kısıtlı “su” yunun kullanımı ile ilgili olarak gıda kaynaklarımızı irdelersek, bir kilo sebze için 322 litre, bir kilo meyve için 962 litre su tüketilirken, bir kilo tavuk eti için 4325 litre, bir kilo koyun eti için 8763 litre ve bir kilo sığır eti için 8763 litre su gerektiğini görürüz. İşte bu açıdan et tüketimimizin azaltılması için öncelikle akademisyenler kollarını sıvadılar. Daha 2013’lerde, bilim adamlarınca, bitkisel etin laboratuvarlarda elde edilebileceğini sergilemeye başladılar. Bununla da yetinmeyip, olay ticari boyutlara taşındı (Maastricht Üniversitesi, Hollanda, Prof. Mark Post, (şirketi: Mosa Meat)).

Amerikada ise, bu yönde kurulan yeni girişimler, örneğin Memphis Meats, Cargill, Tyson Food, Bill Gates, Richard Bronson gibi tanınmış firma ve yatırımcılar tarafından da ticari olarak desteklenmektedir.  

İsrail’li yeni girişimci “Supermeat” i ise Alman PHW gurubu satın alma işlemlerini başlattı bile.

“Modern Meadow”, Horizons Ventures, Sequoia Capital ve PayPal gibi yatırımcılardan destek alarak laboratuvarında et ve deri üretmeye başladı.

Bu ara diğer bir ABD firması “Justforall” bitki bazlı tavuksuz piliç etini 2019 sonlarına doğru market raflarında olacağını duyurmuştu[2].

Solazyme, geleneksel ürünlerden daha az kalori, daha az doymuş yağ ve daha az kolesterol içeren %100 mikro alglerden üretilen bir yumurta alternatifini (VeganEgg) piyasaya sürdü. Onlarca yatırımcıdan destek sağlamış durumda.

Yumurtanın yerini tutacak bitki bazlı başka bir ürün, diğer girişimci Hampton Creek’in “Just Mayo” ve “Just Cookies” adları ile şimdiden market raflarında. Tabiiki onlarca yatırımcıdan sağlanan desteklerle.

Sodyumsuz tuz. Tuzda sodyumu devreden çıkarıp potasyumu devreye sokan girişimci Tom Manuel’in “NuTek Salt”ının yatırımcısı Khosla Ventures.

Harvard Üniversitesi’nden üç arkadaş tarafından kurulan Six Foods, altı ayaklı yaratıklardan elde edilen gıdaların gücüne inanıyor: böcekler. İlk ürünü “Chirp Chips” fasulye, pirinç ve un destekli. Chirp Chips, normal patates cipsinden üç kat fazla protein içermektedir.

Badem sütü ve Tayland cevizi sütü kullanan Kite Hill, frenk soğanı, mantar ve dere otu karışımları ile CoastanoaWhite Alder, ve Ricotta gibi birçok peynir çeşidi  pazarlamakta. Bu peynirler yüksek oranda yağ yerine, sadece dört doğal bileşen içermektedir: pastörize fındık sütü, kültürler, enzimler ve tuz. Bu girişimcinin yatırımcısı da Khosla Ventures’dır.

FinlessFoods ise hücre kültüründen yararlanarak, nesli tükenme noktasına gelen kırmızı ton balığı etini, yapay olarak, karada üretmeyi hedeflemektedir.

1900’lü yıllarda bir civciv ancak 112 günde pazarlanabilirken, bu süre günümüzde 45 güne indirilmişti. Acaba biyoekonomi bizlere daha neler sunacak. Yahut sunabilecek mi? Görüldüğü kadarı ile olayın ekonomik boyutu o kadar önemli ki, ABD hayvancılık lobisi (Cattlemen’s Association) bitki kaynaklı temiz etin yasaklanması için harekete geçti bile[3].

Nazimi Açıkgöz

Not: Bu makalenin özetine “http://blog.milliyet.com.tr/yarinin-yeni-gidalari-yolda/Blog/?BlogNo=615244” linki ile ulaşılabilir.


[1] http://blog.milliyet.com.tr/bitkisel-et-pazari-85-milyar-dolar/Blog/?BlogNo=610162

[2] https://www.justforall.com

[3]http://thehill.com/opinion/healthcare/387804-meat-lobby-wants-USDA-to-ban-clean-meat-makers-from-calling-their-products-me

Bitki Bazlı Et Pazarı 2030larda 85 Milyar Dolar

Bir İsviçre yatırım firması UBS 2018 deki 4,6 milyar dolarlık bitki bazlı protein ve et pazarının 2030 yılına gelindiğinde 85 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmektedir[1]. Aynı kaynak bitki bazlı süt pazarını 2025 ler için 37,5 milyar dolara ulaşabileceğini eklerken, toplumun gelişen sağlık ve refah düzeyinin bu artışlarda ana etken olduğunu ileri sürmektedir (önümüzdeki on yılda bir milyar tüketici orta sınıfa geçiş yapacak!).

Diğer taraftan Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsünün (International Food Policy Research Institute (IFPRI)) yayınladığı bir raporda (rapor), 2050’lere doğru tarımsal üretim artışının nerelere gelmesi beklentisini ele almıştır. Söz konusu rapor, şu anda tükettiğimiz gıdanın miktarının %70 artırılması gereğine değinilirken, bu artışın et için %80 ve tahıl için %52 civarında olması tahminlenmiştir. Bu da, günümüzde 260 milyon tonluk dünya et üretiminin 2050’lerde 455 milyon tona çıkarılması gerekeceği anlamına gelir.  

UBS raporunda çevre ve hayvan sağlığına odaklanırken, gittikçe daha çok tüketicinin bitki bazlı protein kaynaklarını tercih ettiğine değinmektedir. Gerçekten de tarımın çevreye olumsuz katkısı dile getirilirken, hayvancılık öne çıkmaktadır. Örneğin bir kilo sebze için 322 litre, bir kilo meyve için 962 litre su tüketilirken, bir kilo tavuk eti için 4325 litre, bir kilo koyun eti için 8763 litre ve bir kilo sığır eti için 8763 litre su tüketilmektedir. Ayrıca dünyada üretilen tahılın üçte biri yeme, yani hayvan beslenmesine yöneliktir. Su tüketiminin yanında suların kirlenmesinde hayvan yetiştiriciliğinin pek de masum olduğu söylenemez. Patojen, metal, ilaç – hormon kalıntısı gibi maddelerin sulara karıştığı yeni bir bilgi değildir. ABD’de kullanılan antibiyotiklerin %80’ninin hayvan yetiştiriciliğinde kullanıldığı da bir diğer gerçek.

Dünyadaki tarımsal arazinin %80’nini kapsayan çayır-mera ve yeme yönelik bitkisel üretim alanları hayvancılığa ayrılmıştır. Sera gazı olayında da, değişik tahminlere göre, % 6-32 oranında hayvan yetiştiriciliği sorumlu gösterilmektedir.

2013’lere gelindiğinde, bilim adamları, etin artık laboratuvarlarda elde edilebileceğini sergilemeye başladılar. Bununla da yetinmeyip, olay ticari boyutlara taşındı (Maastricht Üniversitesi, Hollanda,  Prof. Mark Post, (şirketi: Mosa Meat)). Amerikada ise, bu yönde kurulan şirketler, örneğin Memphis Meats, Cargill, Tyson Food gibi gıda devlerinin yanında, Bill Gates, Richard Bronson gibi tanınmış yatırımcılar tarafından da ticari olarak desteklenmektedir. Nestle ve Unilever gibi AB firmalarının bu fırsatı kaçırmayacakları bir gerçek. Alman PHW gurubu bu konuda yeni girişimci İsrailli “Supermeat”i satın alma işlemlerini başlattı bile. Bu iş tavuk ve sığır etlerinin ötesine de taşınmaya meyilli görünüyor. FinlessFoods hücre kültüründen yararlanarak, nesli tükenme noktasına gelen kırmızı ton balığı etini yapay olarak karada üretmeyi hedeflemektedir.  

Aslında et, ağırlıklı olarak kas, yağ ve bağ doku hücrelerinin bileşimidir. Kök hücreden yola çıkılarak, gelişmeleri için uygun besin maddeleri sağlandığında et oluşumu başlamaktadır. Hayvan vücudunda da izlenen bu sistem yalnız laboratuvarda değil, daha geniş ortamlarda da gerçekleştirilebilir. Böylece etimiz antibiyotiksiz, ilaçsız, daha sağlıklı ve daha güvenli olacaktır. Bu yapay ürünler, yukarıda değinilen çevresel olumsuzları aşma, ucuzlukları, insan sağlığına olan faydaları ve hayvanların refahını koruma potansiyelleri nedeniyle yer bulabileceğe benziyor. Bitkisel besin ortamını ağırlıklı olarak soya fasulyesi sağlamakta ise de sarı bezelyenin en uygun olduğu saptanmıştır.

Tam olarak piyasaya çıkmaları zaman gerektirebilir. Gerçi Memphis Meats  “2021 yılında pazardayız” çağrısı yapıyorsa da, bilimsel birçok sorunun çözüm beklediği bir gerçektir.

Bu ara diğer bir ABD firması “Justforall” tavuksuz piliç etini 2018 sonlarına doğru market raflarında olacağını duyurmuştu[2].

ABD’de 1500’e yakın restoranda IMPOSSOBLE Burger’in sunduğu vejetaryen menü de ilginçtir. Burada et ikame maddesi olarak, bitkisel protein (soya) dokuları  ete eşdeğer lezzet sunarken, renk soya köklerinden elde edilen leghemoglobinle sağlamaktadır. Ne var ki söz konusu bitkisel hemoglobin soyada düşük orandadır ve bundan böyle bir maya türünden (Pichia pastoris) elde edilecektir[3]. Genetiği değiştirilmiş ürünler gurubundaki bu mayalar, ne ABD’de ve ne de AB’de de biyoteknoloji ile ilgili yasa düzenlemelerine tabi değildir.   

1900’lü yıllarda bir civciv ancak 112 günde pazarlanabilirken, bu süre günümüzde 45 güne indirilmişti. Acaba biyoekonomi bizlere daha neler sunacak. Yahut sunabilecek mi? Görüldüğü kadarı ile olayın ekonomik boyutu o kadar önemli ki, ABD hayvancılık lobisi (Cattlemen’s Association) bitki kaynaklı temiz etin yasaklanması için harekete geçti bile[4].

Nazimi Açıkgöz


[1] https://www.fooddive.com/news/plant-based-meat-market-forecast-to-reach-85b-by-2030-report-says/559170/

[2] https://www.justforall.com

[3] http://www.transgen.de/aktuell/2700.fleisch-vegan-zellkultur-biotechnologie.html

[4]http://thehill.com/opinion/healthcare/387804-meat-lobby-wants-USDA-to-ban-clean-meat-makers-from-calling-their-products-me

Yarınlarda Gıda Krizi Yaşamayız!

FAO, Avrupa Komisyonu (EC), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ve Dünya Gıda Programı (WFP) kısa zaman önce, yarınların gıda gereksiniminin karşılanması için bir çerçeve işbirliği anlaşması imzaladılar. Amaç gıda güvenirliği ve güvenliği konusunda etkili, koordineli, sürdürülebilir yeni stratejiler geliştirmekti. Bunu

zorlayan nedenleri grafikten kolayca anlamak olası: Önce 1960 yılında 3 milyar olan nüfus 1080’de 4,3 ve 2000’de ise 6 milyar olmuştur. 2020’lerde ise 7,5 ve 2050 yılında ise 9,5 milyar olacağı beklenmektedir. Bu rakamlardan ve var olan ekim alanı verilerinden hareketle 1960 yılında kişi başına 4,3 hektarlık bir üretim alanı düştüğü, bu rakamın 1980’de 3’e ve 2000’de 2,2 hektara gerilediğine şahit oluruz. 2020 yılı tahmini ise 1,8 hektardır.  Burada, çizelgeden de yararlanarak bir hektarın doyurduğu kişi sayılarını tahminlemeye çalışalım: 1960 yılında bir hektar 0,7 kişiyi, 1980’de 1,5 kişiyi, 2000’de 2,7 kişiyi doyurmuştur. 2020 yılında ise bir hektarın 4,2 kişiyi doyurması gerekecektir. Buradan hemen birim alandan daha fazla ürün almanın kaçınılmazlığı ortaya çıkmaktadır.

Yıllar 1960 1980 2000 2020
Dünya Nüfusu (milyar) 3,0 4,3 6,0 7,5
Kişi Başına Düşen Hektar 4,3 3,0 2,2 1,8
Bir Hektar Kaç Kişiyi Doyuruyor 0,7 1,5 2,7 4,2

Birim alandan kaldırılan ürünü kısıtlamada ana etken olan çevrenin-iklimin gittikçe etkisini gösterdiği günümüzde, gıdamızın geleceğinin çok iyi irdelenmesi gerekmektedir.

İklim değişikliğinin başta sağlık olmak üzere, üretim alanları, tarım ve çevreyi tehdit edeceği bir gerçek. İnsanoğlu bu konuda bir şey yapmadığı takdirde, önümüzdeki 50 yılda, 4-5 C0 lik bir artış, artık bir endişe olmanın ötesinde görünüyor. Sıcaklık dalgaları, sel, fırtına, buzul erimeleri gibi değişimlerin, özellikle tarımsal üretim alanlarında büyük ölçüde etkili olmaya başlamıştır. Artan nüfus, daha fazla günlük kalori gereksinimi gibi beklentileri de bu kısıtlara ekleyecek olursak, insanlığın kendi geleceği için gıda üretimine yönelik en küçük fırsatları değerlendirmesi kaçınılmazdır.

Peki, gıda ve tarımsal üretimini nasıl artırabiliriz?

Bu konuda her toplum, kısa ve uzun vadeli sürdürülebilir projeler gerçekleştirmekte veya yenilerini planlamaktadırlar:

-Bazı ülkeler üretim modellerini değiştirmekte: Arabistan’ın 2016 yılında su tasarrufu amaçlı olarak buğday tarımına son vermesi gibi[1];

-Fransız bağcılar bağ tesislerini Birleşik Krallık’a kaydırmaları gibi, bazı üreticiler üretim yerlerini değiştirmekte;

-Bunlara anıza ekim, ikinci ürün (Çin’de çeltikte yılda dört ürün bile alınabilmektedir), çift biçim[2], topraksız tarım, dikey tarım, şehirde çatı ya da depo-bodrum tarımı, permakültür gibi yeni uygulamalarla üretim artışları sağlanabilecektir;

-İklim değişikliği karşısında yarınki gıda maddelerini garantileme konusunda bitki ve hayvan ıslahı güvenilir kaynakları oluşturur. Daha şimdiden ağırlıklı olarak genetik mühendislik ve biyoteknolojiden de yararlanarak, kurağa dayanıklı mısır çeşitlerinin, tescil edilerek üreticiye ulaştırılmış olması bunun bir ispatıdır;

-“CRISPR-Cas9” gibi yöntemlerde, GDO’ların aksine dışarıdan herhangi bir gen transferi olmaksızın, hedeflenen genin, işlem aşamasında uygulanan geçici DNA kesici enzimler yardımı ile susturulması, etkisinin artırılıp azaltılması, mikro-mutasyona tabi tutulması ile yeni genotipler yaratılmış oluyor. Bu yeni ıslah teknikleri[3] ile bitki ve hayvanlar geliştirilmeğe başlanmıştır;

-Tüketiciler, flexitarians (daha az et yiyen insanlar) davranışa yönlendirilebilir. Böylece toplumun et tüketimi azaltılarak tarımsal üretimde büyük bir değişimler sağlanabilir. Bu konuda bitkisel kökenli yapay et teknolojilerindeki gelişmeler[4] ümit vericidir. Bu konu, özellikle arazi ve su kullanımı konusunda öne çıkan, iklim değişiminde de sıkça öne sürülen hayvancılığı rahatlatacak bir fırsat gibi görünüyor;

 Ürün kayıplarının yarıya indirilmesiyle 2050’lerde tarımsal üretim %20 artabilecektir;

-Çiftlik işi yapan robotlara, sürücüsüz traktörlere ve tarımsal üretim için geliştirilecek yeni teknolojilerle, tarımsal verim artırılabilir;

-Atıkları böceklere yedirerek Avustralya’nın en büyük yenilebilir böcek çiftliği (Edible Bug Shop) acaba yiyeceklerimizin zenginleştirilmesinde çarpıcı bir örnek olabilir mi?

Nazimi Açıkgöz


[1] http://blog.radikal.com.tr/ekonomi-is-dunyasi/kuresel-isinmanin-tarimda-ilk-can-sesi-suudi-arabistanda-bugday-tarimina-son-22873

[2] Çeltiğin hasattan sonra bitkide gelişen yeni saplardan ikinci bir ürün elde edilmesi 

[3] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/03/02/gen-duzenleme-ile-ilk-bitki-soya/

[4] http://blog.milliyet.com.tr/biyoekonomide-hayvancilik-ve-et-odak-noktasi/Blog/?BlogNo=588064

%d blogcu bunu beğendi: