Corona Virüsünün Tarımsal Ekonomilere Etkileri

Virüsün güncel izlenmeleri aşamasında insan onun tarımla ilişkisini hemen kavrayamayabiliyor. Gerçi günlük yiyecek arayışında hemen “ya yarın ne yiyeceğiz” sorusu aklımıza geliveriyor. Çünkü biliyoruz ki gıda zincirindeki halkalar hep insan odaklı. Üretici, paketleyici, nakliyeci, ta evinize sanal marketten servis yapan elemana kadar hep insan. Virüs taşımasını bir tarafa bırakalım, onların hastalıkları halinde devreden çıkmaları, gıda zincirindeki halkalardan birinin kırılması-eksilmesi ve zincirin kopması anlamına geliyor.

Şimdi bu halka eksiklikleri durumuyla ilgili bir-iki örnek verelim. ABD’de meyve-sebze tarımının yoğun olduğu Kaliforniya’da dikim, aşı-budama, ilaçlama, gübreleme, hasat hep Meksika’lı geçici işçilerle südürülegelmektedir. Meksika’daki Monterrey kenti ABD konsolosluğunun H2-A geçici işçi vize işlemlerini durdurması üzerine Kaliforniya Çiftçiler Birlik başkanı Pompeo’ya (ABD dış işleri bakanı) şu mektubu[1] yazıyor: ”Tarım işçi vizelerindeki bir kısıtlama şüphesiz ABD gıda arzında önemli bir kesintiye neden olacaktır. Amerikan halkı, özellikle bu ulusal sağlık krizi sırasında, sağlıklı beslenme ve bağışıklık sistemlerini güçlendirip, korumak için istikrarlı bir gıda kaynağına ihtiyaç duyuyor. Yiyecek tedarikimizi korumak için gerekli önlemlerin alınmaması sonucu market raflarının boşalması, panik halinde alışverişten değil, hükümetin doğrudan işgücü kıtlığına neden olması sonucu ortaya çıkmış olacaktır”

Geçici göçmen işçi çalıştıran Alman çilek ve kuşkonmaz üreticileri, kapalı sınırlarına rağmen, şu sırada yeni AB üyesi ülkelerden gelecek geçici işçilerin yolunu gözlüyor. Karadeniz’de çay tarımında Gürcistan’dan geçici işçiler gelir.  Artvin-Sarp Sınır Kapısının kapatılmasının çay ürecilerimiz için sorun olacak mı acaba? Yurt dışından işçi transferini bir tarafa bırakalım, yakında Akdeniz’de Ege’de erik, kiraz hasatları olacak. Hasat için il dışından gelmesi beklenen işçiler gelebilecek mi? Onların taşınmaları nasıl olacak?

Gıdaların üretimi kadar tüketiciye ulaştırılması da önem kazanmaktadır. Bu virüs krizinde sektörün her bir paydaşı zor durumda. Hal toptancısından, ihracatçıya durumları hiç de kolay değil. Hiç kimsenin önünü göremediği bu kriz dönemlerinde ihracatın durması veya aksaması nelere mal oluyor? Tek bir örnek. Bir gazete haberi: “Sebze ve meyvelere corona virüs indirimi! Fiyatlar yüzde 90 düştü[2]. Bu düşüşte en çok yeşillikler, narenciye, domates ve soğan etkilenmiş!

Virüs ilk Çin’de çıktığında, Rusya sınırı kapatmış ve tarımsal ürün ithalatını durdurmuştu. İşte o dönem Rusya’ya, başta limon olmak üzere yaş meyve ve sebze ihracatında bir artma yaşanmış fakat bu, iç pazarda fiyat artışlarına neden olmuştur.

Şu anda tarladan seraya, bahçeden toptancı hallerine ve marketlere kadar sektörün tüm halkaları bir belirsizlik yaşamakta. Virüs salgınının tarım üzerindeki etkilerini araştırıp önerilerde bulunacak bir “Virüs ve tarım çalışma gurubunun acilen oluşturulması yerinde olacaktır. Tarımsal takvim hızla ilerlemekte. Gıda üretiminin her aşaması için detaylı yol haritalarına gereksinim var. Örneğin tarla-serada hasat döneminde eldiven kullanım mecburiyeti gibi…

Krizi fırsata çevirmek de mümkün. Yaş meyve ve sebze ihraç eden İtalya ve İspanya’nın, bu kriz döneminde Avrupa’ya yeterince ürün sunamayacakları bir sır değil. Onların, Afrika’dan transfer edilen göçmen işçi konusunu, kolay kolay çözemeyecekleri de bir gerçek. İşte Türkiye, bu boşluğu doldurmak üzere bir proje geliştirebilir. Böyle stratejik bir olayda, gerekli işgücünün temininde çok çarpıcı kaynakların varlığı da bir gerçek!  

Çin’de virüs salgını başlamasından sonra, küçük ve orta işletmelerde kriz nedeniyle mali durumlarının tahminine yönelik bir anket[3] sonuçlarına göre firmaların %14’ünün bir aydan fazla, %50’sinin üç aydan fazla dayanamayacakları saptanmıştır. Bu da KOBİlerde yüksek oranda iflaslarının beklendiği anlamına gelmektedir. Herhalde bu bulgu, küçük tarım işletmelerimiz için de geçerli olsa gerek.   

OECD verilerine göre[4] 2020’de işgücü verimliliğinde ve küresel ekonomik gelişmelerde bir düşüş beklenmektedir. Hatta büyüme oranlarının yarıya düşeceği tahmin edilmektedir. Borsalar mı? Moralinizi bozmamak için en iyisi hiç takip etmeyin. Dünyada düşüşte olmayan borsa göremezsiniz. Bütün bunların covit-19’un eseri olduğunu ve tarımı da etkileyeceğini unutmayalım.  

Ticaret yapma maliyetinin de artacağı bu virüs kriz döneminde, başta üretici hayatı olmak üzere, işsizlik, işçi temini, ekim, dikim, hasat, nakliye depolama, işçi-ürün hijyeni gibi tarımsal ekonomi ögeleri bir bütün olarak ele alacak organizasyonun (Virüs ve tarım çalışma gurubu) acilen oluşturulması gerekir..

Nazimi Açıkgöz


[1] https://www.motherjones.com/politics/2020/03/mexico-farms-h2a-visas-produce-coronavirus-us/

[2] https://www.sabah.com.tr/galeri/ekonomi/sebze-ve-meyvelere-corona-virus-indirimi-fiyatlar-yuzde-90-dustu

[3] https://www.ifpri.org/blog/covid-19s-impact-chinas-small-and-medium-sized-businesses

[4] https://www.ifpri.org/blog/how-much-will-global-poverty-increase-because-covid-19

Tüsiad’ın Tarım ve Gıda 2020 Raporunda ARGE?

Raporda[1] konu edilen “1: Piyasa Yapısı-Örgütlenme, 2: Katma Değerin Artırılması, İnovasyon ve Dijital Tarım, 3. İklim Değişikliği, 4: Lojistik ve 5: Destekler “ başlıklarından 2.si “Katma Değerin Artırılması, İnovasyon ve Dijital Tarım” dosyası ARGE açısından irdelendiğinde, bazı konulara değinmenin yararlı olacağı beklenebilir.

Tüsiad’ın önceki raporlarının Türk tarımındaki yönlendirici strateji-politika önerilerinin benimsenmesindeki yüksek oran olgusu çerçevesinde, 2020 raporunun da, tarımımız için çok önemli olan ARGE özeline yaklaşımını bilmekte yarar görülmektedir.

Artan dünya nüfusu, artmakta olan kişi başına düşen günlük kalori gereksinimi, küresel ısınma gibi olgular, tarımda sürdürülebilir bir arayışı gerektirmektedir. Bu durumda Raporda da değinildiği gibi “  …ülkeleri geleneksel tarım politikalarını gözden geçirmeye ve tarım teknolojileri, dijitalleşme, araştırma-geliştirme faaliyetleri, dış ticaret ve verimlilik/katma değer odaklı yeni tarım politikası araçları geliştirmeye yöneltmektedir”. .. temel çıkış noktası olan üretim sürecinde yaşanan sorunların çözümüne yönelik olarak kamu-özel sektör-üniversite işbirlikleri somut projeler üretebilecektir.

Raporun yazım aşamasında, tarımın uygulama alanı Tarım ve Orman Bakanlığından 3. Tarım Şurası sonuç bildirisi[2] (Bildiri) yayınlandı. Bitkisel üretimden hayvan sağlığına, desteklemeden gıda güvenliği ve güvencesine, orman hukukundan balıkçılık ürünlerine, tarımda teknolojik dönüşüme kadar çok geniş bir yelpazede kısa, orta ve uzun vadeli stratejilerin belirlendiği bu bildiri, tabiiki tarım stratejileri ve politikaları için çok değerli bir kaynak oluşturur.  

Raporda “Küresel olarak ekilen arazilerin artmadığı, hatta kimi ülkelerde azaldığı bir dünyada, öngörülen %15’lik üretim artışı kuvvetli şekilde verim artışı ile sağlanmak durumundadır” denilmektedir. O nedenle bu yazıda yalnız verim artışını ele alarak Rapor ve Bildiride verim artışında en etken öge ARGE konusunun nasıl ele alındığına bir göz atalım.

Önce bu konuda bir durum saptaması yapalım. Bitkisel üretimde verim, tohum başta olmak üzere, gübre ilaç gibi girdilerle yönlendirilir. Peki bu tohumun Türkiye’de ki durumu ne[3]?

Türkiye yaklaşık bir milyar dolarlık tohumluk varlığı ile dünya sıralamasında 11. sırada yer almaktadır. Tohum ithalatçıları sıralamasında da yine 11. sıradadır. İhracatta ise maalesef ilk 20 ülke arasında yer alamamaktadır. Bunun ana nedeni, yurtdışında da kullanılacak yeni çeşitlerin henüz ıslah edilememiş olmasıdır. Şu anda çiftçimizin ektiği tarla bitkileri çeşitlerinin %25’i, sebzede çeşitlerinin %4’i, meyvelerde çeşitlerinin %49’i yerlidir.  Yurtdışı kaynaklı tohumlar koruma altında olduğundan yüksek miktarlarda royalite-ıslahçı hakkı ödenmektedir. Koruma* altına alınan 1067 çeşidin %42’si yerli, geri kalan %58’i yabancı uyrukludur. Maalesef söz konusu çeşitlerden %0,8’i üç üniversiteye aittir.

Tagem’in 2019 yayını “TOHUMCULUK SEKTÖR POLİTİKA BELGESİ 2018-2022” de “Türkiye’ye yurtdışından çok sayıda çeşit girmesinin önünü kesmek istiyoruz. Çünkü yerli firmalar mevcut az sayıdaki tescilli çeşitlerde kendi istedikleri piyasa payını alamadıkları için, kendilerine ait çeşitleri olması adına, yurtdışında çok fazla çeşit getiriyor” denilmektedir (tabiiki yüzbinlerce dolar ıslahçı hakkı-royalite ödeyerek!). Devamla “yeni çeşitlerin ıslahı için ihtiyaç duyduğumuz model, batıda olduğu gibi üniversite, özel sektör ve kamu araştırma enstitülerinin iş birliğidir” denilmektedir. Yani tohumculuğumuzda, yeni çeşit geliştirme konusu başta olmak üzere, acil bir araştırma stratejisi geliştirilmesi ve uygulaması gereksinimine değinilmektedir.

Var olan sorunlar çerçevesinde, tarım ve gıda sistemleri kaçınılmaz olarak değişmek ve dönüşmek zorundadır. Raporda “söz konusu iyileştirmelerin yapılabilmesi için özel sektör, kamu sektörü ve bilim dünyasının iş birliği de önem kazanmaktadır” denilmektedir.

Bu ifade, tarımsal araştırma alt yapısı için bir strateji önerisi beklentisini çağrıştırıyor. Ancak raporda “Birleşik Krallık’ta sekiz araştırma üniversitesinin bir araya gelerek oluşturduğu N8 Araştırma Ortaklığı projesi” örnek olarak veriliyor. Halbuki siz, dünyada imrenilerek izlenen bir özel sektör, kamu ve üniversite iş birliği ile sağlanan araştırmalar sonucu tarımsal ihracatını ikiye-üçe katlayan bir Brezilya[4] örneği ya da benzeri bir strateji beklentisi içerisindesiniz. Bu ülke tarımsal ürün ihracatçı ülkeler sıralamasında 2000 yılında %3 payla 5. sırada iken, 2016 yılında %6 payla 3.lüğe yükselmiştir. Peki, bu nasıl gerçekleştiriliyor? Karşımıza, diğer ülkelerin genetik kaynaklarını da akıllıca kullanarak, Brezilya’yı tarımsal ürün pazarında liderler arasına sokan bir birimi, EMBRAPA (Brasileira de Pesquisa Agropecuaria – Brezilya Tarımsal Araştırma Organizasyonu) çıkıyor. İşte biz, Tüsiad Raporundan tarımsal araştırmalarımıza yön verecek bu tip veya benzeri somut strateji önerileri beklerdik.

İlginçtir, 3. Tarım Şurası sonuç bildirgesinde aynı konunun ele alındığını görüyoruz: 28. madde “Ar-Ge ve inovasyonda kaynakların daha etkin kullanılması için kamu, özel sektör ve üniversiteleri de kapsayacak yeni bir kurumsal altyapının oluşturulması”.

Ne var ki “kamu, özel sektör ve üniversiteleri de kapsayacak yeni bir kurumsal altyapının” oluşturulması, farklı bakanlık, kurumun birlikte çalışmasını gerektiriyor. O nedenle pek kolay görülmüyor. Brezilya’nın EMPRAPA’sını askeri yönetim döneminde kurmuştu!  

Nazimi Açıkgöz

Not: Bu yazının özeti http://blog.milliyet.com.tr/tusiad-tarim-raporu–arge-/Blog/?BlogNo=618113 de yayınlanmıştır.


[1] https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/10544-tarim-ve-gida-2020-surdurulebilir-buyume-baglaminda-tarim-ve-gida-sektorunun-analizi

[2] https://www.tarimorman.gov.tr/Haber/4207/3-Tarim-Orman-Surasi-Sonuc-Bildirgesi

[3] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/11/27/tohumculugumuzun-ana-sorununa-nihayet-el-atiliyor/

[4] http://blog.milliyet.com.tr/brezilya-tariminin-sirri-arge/Blog/?BlogNo=605287

%d blogcu bunu beğendi: