Brezilya’da Tarımın Yükseliş Sırrı ARGE

2017 yılı verilerine göre, 217 milyar dolar ihracatına karşın, 153 milyar dolarlık ithalatla Brezilya dünyanın 8. büyük ekonomisi olarak, fertlerine yıllık 15,6 bin dolar yıllık gelir sağlamaktadır. Brezilya, Rusya, Çin ve Hindistan’la birlikte oluşturdukları BRIC ülkeler topluluğu ile gelişmekte olan ülke görünümünden sıyrılmayı başarmışlardır[1]. Gerçekten de son yıllarda yakaladıkları yüksek kalkınma hızları ile bu ülkeler, G7’den G20’ye dönüşümle, dünya yönetiminde de yerlerini almışlardır.  Fakat bunların arasında Brezilya, özellikle tarımda gösterdiği yüksek performansla dikkatleri çekmektedir. Küresel tarımsal ürün ihracatçı ülkeler sıralamasında Brezilya 2000 yılında %3 payla 5. sırada iken, 2016 yılında %6 payla 3.lüğe yükselmiştir[2]:

  • İhracatının %46’sı tarımsal üründen oluşmaktadır[3]; dünya tarımsal ürün ihracatının %7’si bu ülkeye aittir;
  • 2018 yılındaki 65 milyon ton soya üretimini 2041 yılında 142 milyon tona, mısır üretimini 34 milyon tondan 55 milyon tona ve şeker üretimini de 28 milyon tondan 57 milyon tona çıkarmayı hedeflemektedir[4];
  • Birçok tarımsal ürün ihracatını yıldan yıla artırarak, bu konuda dünyadaki sıralamada öne çıkmaktadır (Grafik);
  • Birçok Dünya tarımsal ürün üretim ve ihracatında ilk sıralarda yer almaktadır;
  • Ve tarımsal destekler OECD ülkelerinde %26, ABD’de %12 ve AB’de %29 iken, Brezilya sadece % 6 destekle adeta bir mucizeye imza atmıştır.

Peki, bu ülke nasıl oluyor da tarımda böylesine öne çıkabiliyor? Bu konu, çarpıcılığı nedeniyle çok ele alındı. Uzmanlarının birleştiği nokta: Yenilikçilik ve araştırma.

Asidik savanaların toprak ıslahı ile başlatılan atılımlar, ülkenin her ekolojisinin durum saptanmasını takiben, o ekoloji için “ısmarlama elbise” örneği yeni çeşitlerin ıslahı ile yola çıkıldı ve:
  • Uzak doğunun (ılımal) soyası tropik Brezilya’ya adapte edilerek soya pazarında dünya liderleri arasına girildi; 
  • Afrika’nın yem bitkisi “SAKALLI DARI”[5] (Brachiaria brizantha – Panicum brizantha) genetik materyali, hem klasik ıslahla öyle yüksek verimlere ulaşıldı ki, açık alan sığırcılığında dört yıl olan kesim ağırlığına ulaşım, 20 aya düşürüldü;
  • Hindistan’ın “ZEBU” ırkından geliştirilen “NELORE” sığır sürüleri ile dünya kırmızı et piyasalarında söz sahibi olundu. Son yıllarda gen düzenleme yöntemi ile Nelore etinden daha kaliteli olan ANGUS ırkını Brezilya’ya kazandırmak için kolları sıvadılar.

Diğer ülkelerden yeni hayvan ve bitki ırk ve çeşitlerini ülkeye adapte edip, onların gen materyalinden yararlanarak, daha da yüksek performanslı yeni ırklar-çeşitler geliştirilmiştir. Peki, bu nasıl gerçekleştiriliyor? Karşımıza, diğer ülkelerin genetik kaynaklarının akıllıca kullanarak, Brezilya’yı tarımsal ürün pazarında liderler arasına sokan bir birim,  EMBRAPA  (Brasileira de Pesquisa Agropecuaria – Brezilya Tarımsal Araştırma Organizasyonu) çıkıyor.

Tarım, Brezilya için sermaye birikiminden, iş sahası yaratmaya, temel ekonomik kaynak olmuştur. Fakat işçiliğe dayalı bu sistemde teknolojinin eksikliği hep yaşanmıştır. 1940’lara kadar Brezilya tarımsal ürün ithal eden bir ülke idi. İkinci dünya savaşı sonrası, korumacı politikalarla canlanan endüstri, kentleşme ve nüfus artışını beraberinde getirmiştir. İşte demokrasiye de nokta koyduran gıda krizi karşısında, tarımsal üretimin artırılma zorunluğu doğmuştur.

EMBRAPA tarımın geliştirilmesi için, araştırmaları yeni bilgi ve teknolojilerle cesaretlendirmek, teşvik, koordine etmek ve uygulamak amacıyla 1973 tarihinde kuruldu. Misyonu, gıda sıkıntısı arifesindeki Brezilya’nın tarımsal üretimini artırmaktı. Tarım Bakanlığı bünyesinde, fakat idari ve mali açıdan otonom olan bu kuruluş, daha ilk yıllarında “International Bank for Reconstruction and Development” ve “The Inter-American Development Bank” gibi finans kaynaklarından kredi sağlayabildi. Diğer taraftan “Inter-American Institute for Cooperation on Agriculture”, USAID ve FAO gibi uluslararası kuruluşlardan destek almaya başladı.

Halen, EMBRAPA, Ulusal Tarımsal Araştırma Sistemini (SNPA) de içine almaktadır. SNPA ise üniversiteleri, ulusal araştırma enstitüleri ve tarımsal araştırma faaliyetleriyle ilgili diğer kamu ve özel kuruluşlarını çatısı altında toplamaktadır.  

EMBRAPA’nın Brezilya’nın birçok üründe dünya pazarında lider olmasını sağlarken yalnız “çeşit geliştirme” ile kalmayacağı bir gerçek. Geliştirilen çeşitler öylesine agronomik olanaklara fırsat yarattı ki, bir yılda “soya + soya” veya “buğday + soya” ekimi ile aynı araziden yılda iki ürün uygulamaları başlatıldı. 

Brezilya 30 milyon hektarlık GDO’lu ürün üretim alanıyla ABD’nin ardından ikinci sırada yer almaktadır. 190 milyon hektarlık dünya transgenik ürün ekim alanının %19’u bu ülkededir. Ürettiği soyanın %93’ü, mısırın %83 ve pamuğun %67’i transgeniktir.

Tarımsal araştırmalara dayalı performanslarla, adeta ülke ekonomisine yön veren bu ülkenin, konu ile ilgili stratejilerinden yararlanılamaz mı? Tüm tarımsal araştırma kuruluşlarını bir çatı altında toplayarak, acil konulara yön vermeğe, bazı kurumları göreve çağırmaya müthiş gereksinimimiz var. Üniversitelerimizi acil olarak yeni genitörler bulmak için motive etmemiz gerekiyor. Gerçekçi olmak gerekirse, tohum ihracatımız, hiç te ithalatımızın %60-70’ini karşılamıyor. İhracatın çoğu uluslararası firmaların tohum çoğaltma materyali. Kısacası Türkiye’nin tohumculuk konusunda, Brezilya’nın EMBRAPA veya SNPA (Ulusal Tarımsal Araştırma Sistemini) benzeri bir kuruma gereksinimi var.

Etiketler: Brezilya tarımı, Bric, Emprapa, royalite, tohumculuk, soya, transgenik, gen düzenleme, tarımda arge


[1] http://blog.milliyet.com.tr/nasil-oluyor-da-bric-ulkeleri-2050-lerin-ekonomisinde-liderlige-

[2] http://www.fao.org/3/I9542EN/i9542en.pdf

[3] https://www.agroberichtenbuitenland.nl/actueel/nieuws/2017/06/12/agribusiness-46-of-brazil%E2%80%99s-exports-in-2016

[4] Brazil at 2040:Customer and Competitor CNAS Report 2018-2 October 2018 (http://cnas.tamu.edu)

[5] Bu bitki Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi araştırmalarında yer almaktadır.

Gen Düzenleme İle İlk Bitki: Soya

2019 yılı başında kalitesi iyileştirilmiş soya yağı market raflarında yerini aldı. Söz konusu soya çeşidi yağı, sıradan soya fasulyesinden birkaç kat daha az “doymuş yağ asitleri” ve daha sağlıklı oleik asit içermektedir. En çarpıcı özellikleri ise kızartma koşullarında, yani yüksek sıcaklıklarda, daha az trans yağ asidi oluşturmalarıdır.  Bu çeşit Yeni Islah Teknikleri (YIT) olarak da bilinen gen düzenleme yöntemi ile ıslah edilerek pazara ulaşan ilk kültür bitkisi çeşididir. Aslında bu yöntemle elde edilen ilk canlı olarak TATLISU ÇUPRASI ile ilgili haber-analiz yine bu blokta yer almıştı[1].

Söz konusu bu yeni gen düzenleme ile ilgili kısa bir bilgi vermekte yarar olsa gerek: Günümüze kadar değişen çevre koşullarına uyumlu yeni çeşitlerin – genotiplerin ıslahı için mutasyon, seleksiyon, melezleme ve benzeri klasik ıslah teknikleri kullanıldı. Son zamanlarda doku kültürü, gen aktarımı ve diğer moleküler biyolojik gelişmeler devreye girdi. Fakat son on yıl içinde karşımıza, aslında eski bir yöntem olan mutasyonun, farklı bir şekli çıktı. Bilindiği gibi doğal mutasyonla gelişmiş yeni bitki çeşitlerinin yanı sıra, bitki ıslahçıları tarafından X, gama ve benzeri radyoaktif ışınlarla geliştirilmiş binlerce çeşide rastlıyoruz. Mutasyon, canlı genlerinde, kendiliğinden veya amaçlı oluşturulan bir değişimdir. Bu işlem, 2010 yılından beri laboratuvarlarda, moleküler bazda, genom içi düzenlemelerle gerçekleştirilmeye başlamıştır. Bu yöntemde genotipler kısa sürede tescil edilip, üreticilere ulaşabilmektedir. Gen düzenlemeleri CRISPR gibi bir seri yeni gen mühendisliği yöntemlerini kapsamaktadır. Bu yöntemlerde, GDO’lardaki gibi dışarıdan herhangi bir gen transferi söz konusu değildir. Tersine, hedeflenen genin, uygulanan geçici DNA kesici enzimleri ile susturulması, etkisinin artırılıp azaltılması, yani mikro-mutasyona tabi tutulması ile yeni genotipler yaratılmış oluyor.

Burada hemen belirtmek gerekirse, genetiği değiştirilmiş organizmalarda (GDO), yani transgenik canlılarda bir gen, başka tür veya çeşitten transfer edilmiştir. Ve piyasaya sürülme öncesinde çevre, sağlık gibi birçok risk testlerinden geçtikten sonra tescillenirler. Dolayısı ile bir genotipin firmasına maliyeti 100 milyonları aşmaktadır. O nedenle GDO yöntemi adeta küresel çok uluslu firmalarla özdeşleşmiştir. Bunun aksine YİT ile genotip geliştirme masrafları, söz konusu analizleri gerektirmediğinden, düşük bütçeli yeni müteşebbis firmalar, üniversiteler ve kamu kuruluşlarınca dahi karşılanabilecek düzeydedir.

İşte Minnesota’da (ABD) bulunan genç bir biyoloji şirketi olan Calyxt firması, 5 yıl önce gen düzenleme yöntemi ile soya fasulyesinde mikro mutasyon gerçekleştiriyorlar ve beş yıl içinde tescil ettirip, 2018 yılında 6700 hektarlık bir alanda ekim yapılıyor. Söz konusu firma, buğday, patates, kolza ve yoncada, verim veya hastalık-zararlılara dayanıklılıkla değil de, tüketiciyi kalite açısından ilgilendiren konulara odaklanmış. Adeta sağlıklı beslenmeye yönlenmiş tüketici guruplarına servis vermekte….

Durum ABD’de böyle iken, AB gen düzenlemeyi, biyoteknolojik bir işlem olduğu için GDO ile aynı kefeye koymakta[2]. Ve bu yöntemle geliştirilmiş çeşit ürünlerinin ithalatını da yasaklamış durumdadır. Ülkemiz de de durum AB ’deden farklı olmayacaktır. Yalnız bu konu dünya ticaretinde söz sahibi olmak isteyen ülkelerde bakın pazara neler neler geliyor:

-Japonya’da tohumsuz domates;

-ABD de depolamada sorun bir şeker türevini devreden çıkaran patates;

-ABD de yağ asidi düşük soya (bu yıl pazarda);

-Kanada da yabancı ot ilacına dayanıklı çeltik;

-Kanada da yabancı ot ilacına dayanıklı keten;

-İspanya’da düşük glütenli buğday;

-ABD-Kaliforniya’da yabancı ot ilacına dayanıklı kolza;

-Çin’de küllemeye dayanıklı buğday;

-Japonya’da raf ömrü uzatılmış domates, vs.

Gen düzenleme araştırmalarında Çin 541 proje ile önde giderken, ABD 387 ve Japonya da 81 proje ile onu izlemektedir.  Yüksek verim ve kalite gibi bitki ıslahının genel hedeflerine yönelik bu araştırmalar en çok ÇELTİK, MISIR, BUĞDAY, SOYA, PATATES gibi ana kültür bitkilerinde yoğunlaştırılmıştır. Bunun ana nedeni ıslahçısının azami royalite (ıslahçı hakkı) beklentisidir. Buradan şu gerçeği dile getirmekte yarar olsa gerek. Umulur, kısa sürede yeni çeşit geliştirme fırsatı veren bu YİT yöntemleri ile geliştirilen çeşitlere royalite ödeyecek ülkeler gurubunda uzun süre kalmayız!


[1] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/01/19/dunyada-yeni-islah-tekniklerinin-gen-duzenleme-ilk-ticari-urunu-tatli-su-cuprasi/

[2] https://www.transgen.de/aktuell/2724.usa-genom-editierte-sojabohnen-ohne-gentechnik.html

%d blogcu bunu beğendi: