HIZLI TEKNOLOJİK GELİŞMELER VE TARIMIMIZ

Tarımsal ürün ihracatımız 17 milyar US$’lar civarındayken, bir komşu ülke ile yaşanan sorunlar nedeniyle, bazı üretim guruplarında çıkan problemler henüz hafızalardadır. Söz konusu ihracatta, devreden çıkarılan birçok özel ürün tanıtım gruplarının uğraşlarının katkıları küçümsenemez. Küresel tarımsal ürün pazarında da fiyat ve kalite rekabet gücünde yönlendirici olur.

Zeytin

Hemen hemen her üründe maliyeti etkileyen girdiler farklıdır. Fakat genelde, bitkisel ürünlerde hasat, yani ürünün toplanmasındaki maliyet, üreticinin ana şikâyet konusudur. Pamuk hasat makinalarının devreye girmesinden önce, üreticilerin işçi bulamamaktan yakınmaları, hatta pamuğu toplatamadan sezonu kapatmaları, konunun içindekilerce hatırlanacaktır. Toplama masrafının %40’lara ulaştığını dile getiren fındık üreticilerinin şikayetleri, ekonomi gazetelerine başlık oluşturmaktadır. Zeytin toplamada ise silkme aletleri devreye girmişken batılı ülkeler resimde[1] görülen zeytin hasat makinasını ticarileştirmişlerdir. Tabiiki uygun mesafelerle dikilmiş bodur çeşit plantasyonlarında…

Batılıların ekonominin bütün dallarında yakaladıkları yeniliklerle dünyanın diğer ülkelerine fark attıkları bir gerçek. O ülkeler yeni teknolojilerin oturuşmasını bekler, deneme tahtası olmaktan çekinirler. Fakat bazı ülkeler, bu farkı kapatma konusunda çok başarılı. Örneğin Brezilya tarımsal biyoteknoloji konusunda 2000’lerin başında henüz biyoteknoloji yasaları bile yokken (çiftçisi transgenik soya tohumluğunu Arjantin’den kaçak olarak getiriyordu!), bugün GDO teknolojisi ihraç eder duruma geldi. Islah ettikleri, hızlı gelişen transgenik okaliptüsü de ABD’ye pazarlamak üzereler.

Bazı batı ülkelerinde ceviz, badem, narenciye üretimleri, içlerinde işleme fabrikası olan büyük çiftliklerde yapılmaktadır. Zeytin hasat makinası da kullanım girmiştir. Şimdi, “ülke gerçeklerinden hareketle, gelişen tarımsal teknolojilerden azami hızla yararlanmak için neler yapmalıyız?” sorusuna cevaplar aramak için önce bir durum saptaması yapalım ve sonra da Türkiye’nin bu konuda neler yapması gerektiğini irdeleyelim: Türk tarımı şu nedenlerle ileri teknolojilerin uygulandığı, rekabetçi bir tarımsal üretim sistemine sahip değildir: Arazi dağılımı, küçük işletmelerin fazlalığı, kırsal kesimde nüfusun yaşlanması, üreticinin tahsil durumu, kooperatifleşmede geçmişte yaşanan olumsuzluklar, endüstriyel işletmeciliği bir tarafa bırakıp, hala aile işletmeciliğine ağırlık vermemiz ülke tarımı için hep tartışma konusu olmuştur. Tarımsal desteklerin yetersizliği veya yeterli titizlikte uygulanamaması, su ve arazi kullanımındaki bilinç düzey eksikliği, tohum, ilaç kullanımında yaşanan sorunlar, tohumculuğa girişteki gecikmeler, bitki ıslahında hala özel sektör, üniversite ve diğer kamu araştırma kuruluşlarını tek çatı altında toplayamamış olmamız, yarınlarda tarımsal geleceğimizle ilgili bilimsel bir hedef çizememiş olmamız, teknolojik yeniliklere yeterince hızlı yaklaşamamız gibi onlarca neden vardır. Bunları tek tek devreden çıkarabilirsek, TÜRKİYE YARINLARDA REKABETÇİ BİR TARIM SİSTEMİNE kavuşabilecektir.

ABD’de yeni teknolojilerin uygulanması ile son 40 yılda sağlanan tarımsal gelişmelere bir göz atarsak: ekim alanında herhangi bir genişleme, işgücünde ve diğer girdilerde herhangi bir artma olmadan tarımsal üretim İKİ kat artmış; tarımda çalışan sayısı YARIYA inmiş; tarımda işlenen alan %16 AZALMIŞ; örtü bitkisi kullanımı ve transgenik çeşitlerin anıza ekime olanak vermesi ile toprak erozyonu %40 AZALTILMIŞTIR[2]

1960’larda Türkiye’nin buğday verimi dekara 110-130 kg civarında idi. Aynı arazi ve ekolojide, bugün dekara 300 kg’ın üstünde verim alınmaktadır. Birçok üründe birim alınan verimde, örneğin mısır, pamuk gibi bitkilerde Türkiye, dünya, hatta Avrupa ülkelerini geride bırakmaktadır. Bir an için tüm, diğer tarımsal üretim alanında da, en yeni tür ve çeşitlerle, en uygun girdilerin, en uygun zamanda, en uygun miktar kullanımı ile sürdürüldüğünü varsayalım. Tabii ki bu modern uygulamalarla maksimum verim sağlanacaktır.

Traktör, biçerdöver, pamuk hasat makinası gibi yeniliklerin ülkemize girişi yarım asırı bulmuştur.  Tek yıllık bitkilerde, örneğin pamukta getirilen bir hasat makinası ile  uygun çeşit, yaprak döktürme gibi arayışlara gereksinim duyulmuş ve bugün Türkiye’de pamuk alanlarının  %70 kadarı pamuk hasat makinası ile hasada kavuşmuştur. Bu bağlamda, söz konusu zeytin hasat makinasının geniş ölçüde uygulanabilmesi ancak bodur çeşitlerin endüstriyel düzeyde plantasyonu ile mümkün olabilir. O da kademeli hasadın gerekmediği yağlık zeytinler için geçerli olacaktır. Mevcut, yüksek boylu zeytinliklerde söz konusu makine devreye sokulamayacağı gibi, 5-10 hektarlık bahçeler için de kârlı olması beklenmemelidir. İlk aşamada sofralık çeşitler için zeytin toplama makinası uygun olmayabilir.

Bu konuda devlet teşvik-destek sistemlerine gerek görülmektedir.  Umarız zeytinciliğimizin rekabet gücünü artırmak için fazla zaman kaybetmeyiz.

Nazimi Açıkgöz

[1] https://www.facebook.com/EksperCiftci/videos/612201235647289/

[2] http://blog.milliyet.com.tr/teknolojik-yenilikler-tarimsal-nufusu-daha-ne-kadar-azaltacak/Blog/?BlogNo=551437

NASIL OLUYOR DA TRANSGENİK BİTKİLERİN EKİM ALANLARI HER YIL ARTIYOR

1996 yılında devreye giren transgenik bitkiler (GDO’lu ürünler) tarım sektörünce olumlu karşılanırken, birçok sivil toplum kuruluşunca, üretim ve tüketimleri ile ilgili olarak adeta savaş açılmıştır. Bu durum, devlet politikalarına da yansımış ve bazı ülke çiftçilerinin, GDO’lu çeşitlerle sağlanan artılardan, “neden kendilerinin yararlanamadığı” sorgulamaları başlamıştır. Nitekim İtalya çiftçileri, İspanya’daki meslektaşlarının sap koçan kurduna dayanıklı mısır çeşitlerini ekerek verim kayıpları yaşamamalarını örnek göstererek, transgenik mısır çeşitlerinin ekimi için talepte bulunmaktadır. Peki, nedir bu GDO’lu ürünleri cazip kılan ögeler?

2016 yılı verilerine göre GDO’lu bitkilerinin ekim alanları 185 milyon hektara ulaşmıştır[1]. Bu da 1,15 milyar hektarlık her yıl ekilen dünya tarım topraklarının %16’sını oluşturmaktadır. Bu ara tescilli transgenik tür sayısı 30’lara, transgenik ürün eken ülke sayısı da 26’ya ulaşmıştır. Hatta Avrupa’da da GDO’lu mısır tarımı yapan ülke sayısı dördü bulmuştur. Hâlbuki başta AB ülkeleri olmak üzere, birçok ülke transgenik bitkilerin ekimine karşı çıkmaktadır.

Diğer taraftan GDO’lu ürünlerle ilgili olarak hazırlanan yüzlerce raporda olayın ekonomik yararları saptanırken, sağlık ve çevre ile ilgili olumsuzluğa rastlanmadığı dile getirilmektedir. Nitekim ABD Kongresi GDO’lu gıdaların güvenilirliği ile ilgili olarak kaynak oluşturmak amacıyla 2016 yılında Ulusal Bilim Akademisini görevlendirmiş ve Akademi de yüzlerce uzmana bir  rapor hazırlatmıştır. Bu raporda bazı çarpıcı noktalar öne çıkmıştır:

  • GDO ürünlerinin tüketilmesi güvenlidir;
  • GDO’lu bitkiler, verimi artırmaz, fakat ürünün zararlı ve yabancı otlardan korumasına yardımcı olur;
  • Zararlılara ve yabancı ot ilaçlarına dayanıklı bitkilerle ilaç kullanımını azalmıştır;
  • GDO’lu ürünlerin yabani akrabalarla melezlenme tehlikesi bulunmamaktadır;
  • Bireysel sonuçlar farklı olmakla birlikte, çiftçilere ekonomik faydası vardır.

İşte, verim kayıplarının önlenmesi, ilaç tüketimindeki azalmalar, yüksek tohum fiyatlarına rağmen transgenik bitkilerin ekim alanlarının her yıl artışının ana nedeni olsa gerek.

Bir transgenik çeşidin üreticiye ulaşıncaya kadarki masrafı, 130 milyon doları bulmaktadır. Buna rağmen 2016 yılında dünya çapında üç çeşit patates, bir çeşit elma, iki çeşit pamuk, dört çeşit mısır, altı çeşit kolza ve bir çeşit soya fasulyesi tescil edilmiştir. Bu çeşitler, hem zararlılara dayanıklı ve hem de yüksek yağ kalitesi gibi çoklu hedeflere hizmet vermektedirler. Günümüz transgenik tohum piyasasındaki uluslararası firmaların yakın gelecekte tescil ettirecekleri çeşitlerin tür, hedef ve aday sayıları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

 

Ürün Hedef 2-3 yıl içinde 5-6 yıl içinde
Mısır Zararlılara, yabancı ot ilacı ve kurağa dayanıklılık 12 8
Soya Hastalıklara, zararlılara, nematodlara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık, yağ kalitesini yükseltmek 12 12
Kolza Hastalıklara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık, yağ kalitesini yükseltmek 2 8
Pamuk Zararlılara ve yabancı ot ilacına dayanıklılık 3 5
Çeltik Zararlılara dayanıklılık 1  

 

 

Çok uluslu bu firmaların yanında, birçok devlet de, kamusal kurumları ile kendi ekonomileri için yoğun araştırmalara başlamıştır. Ve ilk başarılı sonuç Brezilya’dan gelmiştir: Sap kurduna dayanıklı ilk transgenik şekerkamışı çeşidi 2017 yılında tescil edilmiştir. Bunu Avustralya’nın muz ve buğdayı, Yeni Zelenda’nın ryegrassı, Birleşik Krallığın buğday, patates ve camelinası, Malavi’nin muzu, Hindistan’ın şekerkamışı, nohut, hardal ve patlıcanı, Filipin’lerin çeltiği ve UGANDA’nın patatesi takip edecektir (https://croplife.org  /?s=pipeline)

 

Asıl sorun dünya tohumluk ticaretinde! Dünya tohum pazarı 1985’ten bugüne üç kat arttı. Söz konusu pazarın çiftçinin kullandığı tohumla birlikte 2022 yılında 113 milyar dolara çıkacağı beklenmektedir. 2016 yılı verilerine göre küresel ticari tohum piyasası (çiftçinin kullandığı tohum hariç) 45 milyar dolardı. Bunun %35’i transgenik tohumdu. Fakat son beş yılda transgenik tohum satışı yıllık %22 artarken, klasik tohum satışlarında ancak %5 artış gözlenmiştir. Bu durumda, AB ülkeleri gibi transgenik tohum piyasalarında olmayan ülkelerin 2022’nin o yüksek meblağlarından nasiplenme oranı sınırlı kalacaktır. O zaman, ülke yöneticilerinin yarınlarını garantiye almak için, şimdiden gerekli adımları  atmaları beklenir.

Nazimi Açıkgöz

[1] http://www.isaaa.org

 

%d blogcu bunu beğendi: