Ekonomik Gelişmemizde Tarım Neden Gerilerde Kalıyor

OECD Türkiye ile ilgili olarak 2016 yılında yayınladığı bir raporda[1] genel ve tarım ekonomimizle ilgili olarak çok önemli şu saptamada bulunmuştur: “Türk tarım sektöründeki verimlilik artışı, günümüzde daha iyi teknolojiler, bitki çeşit geliştirme ve haarge-oranlariyvan ıslahıyla desteklenmektedir. Bununla birlikte, 2000’li yılların sonundan bu yana gelişmeler yavaşlamış tarım ile diğer ekonomik sektörler arasındaki verimlilik farkı büyümüştür. Söz konusu farkın kapanması için Türkiye, tarımdaki küçük ve endüstriyel işletmeler arasındaki, önemli teknolojik ve insan kaynak farklılıklarını kapatmalıdır. Ayrıca bölgesel kalkınmada da eşitlik sağlanmalıdır. Hem tarımda hem de ekonomide emek, eğitim, sosyal güvenlik sistemleri ve toprak reformu konularında, geniş politik eylemlerle desteklenen, yapısal uyum sağlanmalıdır. Ulusal yenilik sistemlerini artırmak için önemli çaba gösterilmiş olmasına rağmen,  kalite ve sonuçlarıyla araştırma ve geliştirme (ARGE)  açığı kapatılmayı beklemektedir”.

Bu yazının konusu son cümle olacaktır. Bu amaçla dünyada ve ülkemizde tarımsal ARGE konusuna bir göz atalım: IFPRI (Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü) 2016 yılında “Tarımsal Bilim ve Teknoloji Göstergeleri” ile ilgili birimi kanalıyla birçok rapor yayınladı[2],[3]. Bu raporlarda, tarımsal ARGE göstergelerinin nasıl bulunacağından, nasıl değerlendirileceğine yer verilirken, her ülke için ilgili tüm parametrelerin izlenebileceği ara raporlara da ulaşılabilmektedir (Örneğin Türkiye: http://www.asti.cgiar.org/ pdf/factsheets/Turkey-Factsheet.pdf).

Türkiye’de genelde ARGE, 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunla yönlendirilmektedir. Bu çerçevede sektör olarak TARIM; Kosgeb, TTGV, TUBİTAK ve  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi ARGE destekleyici kuruluşların araştırma bütçesinden yeterince yararlanamamaktadır. Çünkü ilgili yasa gereğince, söz konusu araştırma desteği,  firmanın, en az 50 tam zamanlı araştırıcı çalıştırması halinde sağlanabilmektedir. 2016 ağustosunda yayınlanan 6728 sayılı yasa ile önce 30, sonra 15 olarak kabul edilen firmaların asgari araştırıcı sayısı dahi, tarım sektörü için uygun değildir. Tarımda tohumculuk dışında ARGE sınırlıdır. Daha yeni yeni oluşumlarını tamamlamakta olan Tohumculuk firmalarımızdan kaçı 15 ARGE elemanı çalıştırmaktadır? O nedenle, 12,5 milyarlık ülke ARGE pastasından, tarımın da yararlanması için, özelikle TOHUMCULUK çatı örgütlerinin, kurulum aşamasındaki “Bilim Teknoloji ve Sanayi İcra Kurulu” ile çok sıkı irtibata geçmesi gerekmektedir. Çünkü bu kurul TÜBİTAK da dâhil tüm kamu ARGE desteklerinden sorumlu tek birimdir ve küçük tohumculuk firmalarımız, kamu desteği almadan kendilerinde bekleneni veremezler.

Gerek IFPRI ve gerekse OECD’nin raporlarında, ülkelerin araştırmaya yaptıkları yatırımların değerlenme kriteri olarak, araştırma yatırımlarının, o sektöre ait milli gelire oranı alınmaktadır.  Tarımda araştırma harcamalarının, tarımsal milli gelire oranları yukarıdaki grafikte sıralanmıştır. Botsvana’nın bile, gelişmekte olan ülkelerin çok arkalarında bulunmasına rağmen, %4’ler oranında tarımsal araştırmaya bütçe ayırması ilginçtir. Yine gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Brezilya’nın, tarımdaki mucizesini, herhalde %2’lik araştırma harcaması ile geçekleştirmiş olsa gerek (Açıkgöz 2012). Türkiye 2012 yılı verilerine göre %0,52’lik tarımsal araştırma harcaması ile yetinmektedir. Türkiye’nin genel ARGE/(YllıkMiliGelir) oranı %0,92’lerdedir.

Raporlardan, Türkiye’deki tarımsal araştırma harcamalarının %72’sinin personel giderlerinin oluşturduğu, harcanan meblağın %92’sinin kamu bütçesinden olduğu, araştırmaların %58’inin Tarım Bakanlığı ve %40’ının da Üniversitelerce yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine aynı raporda, araştırıcıların 1250’sinin doktoralı, 1170’sinin y. lisanslı ve 584’ünün de üniversite mezunu olarak verilmiştir. Tarımsal araştırmalarda %54’lük ağırlıklı pay bitkilere verilmiştir. Hayvancılık %22 ve balıkçılık ise %6 pay almaktadırlar. Bitkisel araştırmaların genel içindeki payları şu şekildedir: Meyvecilik:% 26; Buğday: %11; Sebzeler: %9; Mısır: % 7; Zeytin: %6 ve yağlı bitkiler: %6.

Tarım Bakanlığı uhdesine bulunan araştırma kuruluşlarında kariyer yapma gibi bir şansları bulunmayan vizyoner araştırıcıların, yeni açılan üniversitelere ve özel sektöre geçmesinin, bakanlığın daha etkin araştırma yapması açısından bir olumsuzluk olarak kabul edilmektedir.

Tarımsal ARGE payı için öngörülen %3’lere ulaşacağı 2023’lerde, Türk tarımsal araştırmacılarının karnesi “İYİ” olabilecek mi?  Ülkesel bazda üniversite, kamu ve özel sektör araştırma potansiyelini bir çatı altında toplayıp, koordineli bir planla araştırıcılarımıza gerekli gen materyalini sağlayacak sistemi kurulmazsa bu zor. Binlerce potansiyel araştırmaya sahip üniversiteleri, özellikle alarm veren tohumculukta devreye sokmazsak, tohumculukta ithalat-ihracat makasını kapatmamız olanaksız görülüyor.

Nazimi Açıkgöz

[1] Innovation, Agricultural Productivity and Sustainability in Turkey (2016) (http://www.oecd.org/innovation/innovation-agricultural-productivity-and-sustainability-in-turkey-9789264261198-en.htm)

[2] http://ebrary.ifpri.org/cdm/ref/collection/p15738coll2/id/130713

[3] https://www.asti.cgiar.org/

2030’LARDA TARIMDA NELER BEKLİYORUZ

Uluslararası kuruluşlar, ellerindeki olanaklardan yararlanarak, dünyanın celtik3branşlarıyla ilgili potansiyel gelişmeleri ve olası senaryoları yıllık raporlarla kamuoyuna duyururlar. FAO da 2016 yılında, tarımla ilgili olarak bir rapor yayınladı: “World agriculture: towards 2015/2030 AN FAO PERSPECTIVE (https://goo.gl/I46NV6)”. FAO’nun çok disiplinli bir ekibi tarafından hazırlanan bu rapor, ormancılık ve balıkçılık sektörleri de dâhil olmak üzere, geçmişe ve günümüze dayanarak, dünya gıda, beslenme ve tarım alanındaki uzun
vadeli gelişmeleri değerlendirilmektedir.  celtik2

Tarımsal ürün talebi, üretim ve ticaret,  gıda güvenirliği ve yetersiz beslenme konusunda beklenen gelişmelerle yola çıkan raporda, tarımın, kırsal kalkınma, yoksulluğun hafifletilmesi ve genel ekonomik büyümedeki rolü ele alınmakta, ayrıca tarıma, küreselleşme ve serbest ticaretin etkilerine değinilmektedir.

Raporda beslenme yetersizliği ile mücadelede tam başarı sağlanamadığı, tarım alanlarının sulak alanlara ve yağmur ormanlarına kaymaya devam etmesi gibi, dünya ekonomisini ilgilendiren konularda, ülkelerin ve uluslararası örgütlerin dikkatleri çekilmek istenmektedir. Örneğin dünyada eksik beslenen nüfusun 1999’lardaki 776 milyondan, 2015’lerde 610 milyona düştüğünü, fakat 2030’larda ancak 440 milyona düşürülebileceği dile getirilmektedir.

Diğer taraftan, son yıllarda tarımsal üretim ve bitkisel verim artış hızı yavaşlamıştır. Bu yavaşlama, tarımsal girdilerdeki sorunlardan değil de talepten kaynaklanmaktadır. O da 1960 sonrası yaşanan dünya nüfus artış temposundaki yavaşlama ile açıklanabilir. Sonuç olarak, dünya tarımsal ürün talebindeki artış son 30 yılda % 2,2 iken, önümüzdeki 30 için yılda % 1,5’a düşmesi beklenmektedir. Söz konusu artışlarda, günlük kişi başına düşen kalori artışı da etkilidir. 1960’larda 2360 0lan söz konusu birim, 1990’larda 2800, 2015’lerde 2940 olmuştur. 2030’larda günlük kişi başına düşen kalori ise 3050 kcal/kişi/gün olarak tahmin edilmektedir.

2030’lara doğru yıllık kişi başına tüketimindeki değişimde iki gıda gurubu dikkat çekmektedir. 2007’lerde yıllık kişi başı bitkisel yağ tüketimi 12 kg/kişi/yıl,  2030’lar için 14 kg/kişi/yıl olarak tahmin edilmiştir. Aynı dönemler için et tüketimin de %15’lik bir artış söz konusudur.

Bu beklentiler sıralanadursun, bilim ve ticari çevreler 2030’lar için çok sayıda araştırma tamamlamış veya planlamıştır. Birim alandan daha fazla ürün kaldırmaya olanak tanıyan “anıza ekim ve transgenik soya çeşitleri” ile yılın ikinci ürününü  de üreten bazı Güney Amerika ülkeleri, yalnız Avrupa’ya yıllık 40 milyon ton civarında (Türkiye’ye de 3 milyon civarında) yemlik soya ihraç etmektedirler. 2030’lara doğru tarımsal üretimi artıracak bir seri yeni buluş ve araştırma sonuçlarından bazılarına bir göz atalım:

  • Mısır’da araştırmacılar çeltik sulama suyunu yarıya indirecek yöntemler geliştirdiler (https://goo.gl/wR1LoN);
  • Laser gibi çoktandır kullanılan tekniklere ilaveten, tarımsal mekanizasyon kendini sürekli yenilemiş ve insansız traktör kullanımını devreye sokmuştur;
  • İnsan gücüne dayalı çeltik fide şaşırtması, yerini neredeyse tümüyle mekanizasyona bırakmak üzere (Resim!);
  • Uzayda sebze yetiştirme denemeleri başarı ile sonuçlanmış;
  • Kapalı alanlarda çok sayıda raf devreye sokularak vertikal tarım başlatılmıştır (https://goo.gl/o4KsRg);
  • İnsansız hava araçlarının tarımda kullanımının yaygınlaşacağı beklenmektedir (https://goo.gl/xtBemI);
  • Küresel ısınmanın sonucu gelen kuraklığa bir çare olarak “kurağa dayanıklı mısır çeşitlerinin” şimdiden üreticiye ulaştırılmış olması da, gıda yeterliliği açısından 2030’lara doğru kaygılarımızı hafifletmektedir;
  • 180 milyon hektara ulaşarak dünya tarım alanlarının %13’ünde ekilen transgenik bitkilerin yanında, transgenik hayvanların geleceği beklenmekte idi. Ve balıklarda bu, 2015 yılında transgenik somonla gerçekleştirilmiştir (https://goo.gl/K6A21H);
  • Onlarca yılı gerektiren yeni bitki çeşitleri geliştirme konusunda, yeni bitki ıslah teknikleri geliştirilmiştir. Bu yöntemlerde, GDO’lardaki gibi dışarıdan herhangi bir gen transferi söz konusu olmayıp, hedeflenen gen, DNA kesici enzimler yardımı ile susturulmakta veya etkisi artırılıp, azaltılmaktadır. Günümüzde söz konusu yöntemlerden CRISPR-Cas ve TALEN öne çıkmışsa da, 2030’lara doğru, bu tekniklerden hangisinin en etken olarak kullanılacağı henüz tahmin edilemez (http://apelasyon.com/Yazi/440-gen-transfer-devri-kapaniyor-mu).

Türk tarımı da bu ve benzeri yeniliklerden yararlanacaktır. Bunun için matbaaya yüz yıl geç devreye sokmamıza neden olan zihniyetleri aşmış olmamız gerekmektedir. Bugün tohumculuğumuzda yaşanan o, pek sağlıklı olmayan gelişmeler, paydaşları düşündürmektedir. Yabancı çeşitlere veya genetik materyale ıslahçı hakkı ödeyerek çeşit tescil ettirmeler ne ölçüde sürdürülebilir? Bu konuda ulusal insan gücü potansiyelini devreye sokacak yasa-yönetmelikleri hazırlamak o kadar mı zor? İlginçtir, Brezilya tarımsal mucizesini, kamu araştırma kuruluşları, özel sektör ve üniversiteleri bir çatı altında toplayarak gerçekleştirmiştir (https://nacikgoz.wordpress.com/2012/08/).

Nazimi Açıkgöz

%d blogcu bunu beğendi: