TOHUM İTHALATINA DUR DİYEBİLİRİZ

45 milyar US$’lık dünya tohum pazarında, 2015 yılı verilerine göre 202 milyon US$ civarında ithalat ve 102 milyon US$ civarında ihracatı ile Türk tohumculuğu fazla dikkat çekmeyebilir. Ne var ki, söz konusu ithalattaki atohumithalati2rtış eğilimi hiç de göz ardı edilecek gibi görünmüyor. Tohum ithalatı ile tarımsal üretim ve tarımsal ürün ihracat artışı sağlandığı yadsınamaz. Fakat bütün bunlar, ülkemizde geliştirilecek yeni çeşitlerle de gerçekleştirilebilir.

Tohumculukta temel prensip, sürdürülebilir bir şekilde, hastalıklara ve zararlılara dayanıklı, yüksek verim ve kalitede, günün koşullarına uygun yeni genotipleri tescil ettirmek ve bunları tohumluk olarak üreticiye sunmaktır. Bitki ıslahı ve tohum pazarlamadan oluşan tohumculuk, hemen hemen her ülkede farklı bir biçimde uygulanmaktadır. Bu konuda AB çarpıcı bir örnek sunmaktadır. Avrupa Teknoloji Platformunca hazırlatılan bir rapora göre, AB bitki ıslah çalışmaları 2000 – 2015 yılları arasında tarımsal üretime büyük katkı sağlayarak, birliği tarım ürünleri ithalatçısı olmaktan kurtarmıştır. En son veri analiz teknikleri ve modelleri kullanılarak hazırlanan rapora göre, AB’de sürdürülen bitki ıslah çalışmaları ile ulaşılan ekonomik, sosyal ve çevresel katkılar sayısallaştırılarak, çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır:

  • Geliştirilen yeni çeşitler sayesinde, 15 yıllık süreçte toplamda %16’lık (yıllık %1,24’lük) verim artışı sağlamıştır
  • Yani çeşitlerle baklagil ve pancarda %50; buğdayda ve yağlı bitkilerde %80 verim artışı sağlanmıştır
  • Yeni çeşitlerin geliştirilmesi sayesinde AB çiftçisi her yıl, yıllık üretimleri dışında fazladan, 22 milyon ton buğday, 10 milyon ton patates, 3,3 milyon ton kolza üretebilmiştir
  • Bu artışlar sağlanamamış olsaydı, buğday ve patates fiyatları bugüne göre %7 daha fazla olacaktı
  • 1,2 milyon AB çiftçisine, ortalama yıllık 7000 € ekstra kazanç sağlamıştır; bu AB GSMH’sında 14 milyar €’luk bir artışı beraberinde getirmiştir,
  • Yani çeşitlerle baklagil ve pancarda %50; buğdayda ve yağlı bitkilerde %80 verim artışı sağlanmıştır;
  • Yeni çeşitlerler geliştirilmemiş olsa idi AB, bugünkü nüfusunu doyurabilmek için ekstradan 19 milyon hektarlık tarım arazisine gereksinim duyacaktı;
  • 1,2 milyon AB çiftçisine, ortalama yıllık 7000 € ekstra kazanç sağlamıştır; bu AB GSMH’sında 14 milyar €’luk bir artışı beraberinde getirmiştir;
  • Böylece bitkisel üretim artırılmış, gıda fiyatları düşürülmüş ve ekonomik refah sağlanmıştır;
  • Aynı zamanda gübre, ilaç, alet-ekipman ve işçilik girdilerinde %0,5’lik düşüşler sağlanmıştır; yani daha az girdi masrafları ile daha fazla gıda hammaddesi üretilirken, çevre daha az olumsuz etkilenmiştir;
  • Bitki ıslahı ile elde edilen yeni çeşitlerin tarımı, CO2 emisyonunun yıllık 160 milyon ton düşmesini beraberinde getirmiştir. Bu, AB’nin 2020 yılı hedefinin iki katıdır.

Şimdi ithal ettiğimiz başlıca türlerin 2015 yılı tohumluk ithalat rakamlarına bir göz atalım (grafik): 202 milyon US$’lık ithalatımızın 56 milyon US$’ı domates tohumluğuna aittir. Domates başta olmak üzere ithal edilen mısır, ayçiçeği, kabak gibi türler genelde hibrit (F1), yani melez azmanlığı göstermektedirler. Yani melez olmayan yerel çeşitlere göre daha fazla verim, kalite, raf ömrü gibi avantajlar sağlamaktadırlar. O nedenle, üretici iç ve dış piyasada rekabet edebilmek için ağırlıklı olarak yüksek performans gösteren hibrit çeşitlerin tohumlarını ekmek istemektedirler. Her yıl yenilenmesi gereken bu tür tohumlukta, üreticinin tercihlerine şaşmamak gerek.

Türkiye’nin tohum ihracatına bakıldığında hiç de gurur duyamayacağımız bir tablo ile karşılaşılır. 2015 yılı verilerine göre, 102 milyon US$’lık ihracatımızın %77si, uluslararası firmaların melez mısır ve melez ayçiçeği tohumluğuna aittir. Bu durumda da Türk bitki ıslahçısının fikir ve emeğine dayalı sınırlı bir ihracattan söz edebiliriz.

Diğer taraftan ülkemizin tarımsal ürün ihracatçı ülkeler arasında ilk 10′ a da girerken, tohum ihracat eden ülkeler sıralamasında 20. sırada olması düşündürücüdür. Bunun ana nedeni, “çeşit geliştirme” konusunda Türkiye’de bir seri dar boğazın varlığıdır. Özel sektörümüz tohumculuğa ancak 1980’lerde el atmıştır. Gen materyali ve yetişmiş eleman temini kısıtları ile uluslararası rekabet gücüne ulaşması uzun zaman alacaktır. O nedenle, uluslararası örneklerinde[1] olduğu gibi, üniversite-kamu-özel sektörü bir çatı altında toplayan bir tohumculuk sistemine geçiş kaçınılmaz görünmektedir.

Günümüzde tohumculuk paydaşlarının, özellikle AR-GE amaçlı çabalarını izledikçe umutlanıyoruz. Fakat endişemiz “Ağaca bakarken ormanın kaybolmasıdır”. Çünkü yüzlerce tür bitkinin birçok farklı kullanım ortamı için yeni çeşitlerinin geliştirilme çabaları, birkaç yıllık projelerle sürdürülemez. O nedenle binlerce insan kaynağı ile Üniversiteleri, Tarım Bakanlığını ve Özel Sektörü (hatta TÜBİTAK’ı da) bir çatı altında toplayacak idari bir yapı oluşturulmalıdır. Tohum ıslahının önemini fark eden ilk gelişmekte olan ülke olarak Brezilya, Tarım Bakanlığı, Tohumculuk sektörünü ve Üniversiteleri Tarımsal Araştırma Konseyi “EMBRAPA” adı altında toplayarak tarımsal mucizesini bu şekilde gerçekleştiriştir. Bu kuruluş Brezilya’nın birçok üründe dünya pazarında lider olmasını sağlarken, yalnız “çeşit geliştirme” ile de kalmamıştır. Geliştirilen çeşitler öylesine agronomik olanaklara fırsat yaratmıştır ki, üreticisine bir yılda iki soya ve bir yılda “buğday + soya” yani aynı araziden yılda iki ürün alma fırsatı sağlamıştır. 2013 yılı itibarı ile EMBRAPA 56 ülkenin 89 kuruluşu ile ikili anlaşma imzalamıştır.

Yeni bitki çeşitleri geliştirme konusunda, Almanya insan kaynak sorununu farklı bir sistemle çözmektedir: Üniversiteler orada Eğitim ve Araştırma Bakanlığına  bağlıdır.  Bu bakanlık bünyesinde kurduğu GABI[2] (Plant Genome Research Program – Bitki Genom Analiz Sistemi) çerçevesinde PLANT 2030 makro projesi ile “Almanya bitki araştırmalarını” özel sektör talepleri doğrultusunda ekonomiye kazandırmaktadır. GABI bir kamu-özel sektör ortak projesi olup, maddi destek ağırlıklı olarak Eğitim ve Araştırma Bakanlığından  gelmektedir.  Özel sektörü ise WPG (Business Platform Promoting GABI Plant Genome Research e.V.) temsil etmektedir.

Türk tohumculuğunu ithalatçı olmaktan kurtarmak için yeni çeşit-yeni genotip geliştirme sorununu çözmek zorundayız. Şimdiki durumda, özel sektörün kısıtlı altyapı, yetişmiş eleman ve sermaye ile bu sorunun üstesinden gelmesini bekleyemeyiz. Tarım Bakanlığı ARGE olanaklarının tohum ithalatını azaltmasında sınırlı potansiyeli bilinmektedir. Hâlbuki Üniversitelerde binlerce uzman, genotip geliştirmeye yönlendirilmemişlerdir ve “raflık” araştırmalarla adeta kaynakları israf etmektedirler. İşte söz konusu bu birimleri bir çatı altında toplayarak, tohum ithalatımızı azaltacak girişimlerin geç kalmadan ele alınması kaçınılmazdır. Bu da, başta TBMM tarım komisyonu olmak üzere tüm tohumculuk kurum, kuruluş ve paydaşlarının harekete geçmesi ile olasıdır.

Nazimi Açıkgöz

[1] http://blog.milliyet.com.tr/dunyada-tohumculuk-nasil-destekleniyor-/Blog/?BlogNo=413899

[2] http://www.gabi-kat.de/newsahistory/donation-to-nasc.html

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: